![]() "Hazel"in yazar ve senaristi Tayfun Şahin ile uzun soluklu bir söyleşi...
"Yaşadığım 52 günü anlatmak istedim"
Çekimleri yaz aylarında İstanbul, Bursa, Tekirdağ ve Antalya'da gerçekleştirilecek olan "Hazel" ile varmak istediği noktayı, önüne koyduğu hedefleri konuşurken laf lafı açar misali, sinema eleştirmenleri arasındaki güncel atışmalar üzerinde söyleşirken bulduk kendimizi.. Aşağıda Tayfun Şahin ile yaptığımız söyleşinin tam metnini okuyabilirsiniz.
Söyleşi: Ebru Altın
Facebook'ta Paylaş.
Ebru Altın: Konu itibariyle gerçek bir hikayeden yola çıkarak ele aldığınız filmin senaristlik aşamasında da birebir görev aldınız. Neydi sizi böyle bir filme sürükleyen şey? Filmin konusu nasıl ortaya çıktı?
Tayfun Şahin: Aslında hep hayatımdan bir kesit yazmak istemişimdir. Ancak bugüne kadar kesit yazmak için herhangi bir bahanem ne yazık ki olmadı. En çok da annem üzerine yazmak isterdim. Aslında ilk etapta bunun film olma gibi bir düşüncesi, amacı yoktu. Sadece roman olacaktı.
Yapmak istediğim ise o yaşadığım 52 günü güzel bir şekilde anlatmaktı. Tayfun Şahin olarak eşime, dostuma, sevdiklerime, dilimin ucuna kadar gelip de anlatamadıklarımı bu romanda anlatabilmekti. Yazmak sonuçta benim için bir iletişim sanatıdır. Annemle birbirimize küstüğümüz zamanlarda bile onun yüzüne söyleyemediklerimi yazarak anlatırdım çoğunlukla. Yazmak benim için böyle bir şey işte.
Hikayeye gelince… Hikayede aslında tek bir hayat hikayesi yok. Biraz kurgu da mevcut. Bir yere kadar gerçekçi ama filmin üçleme olması gibi bir teklif yapımcılardan gelince mecburen hikayenin sonunu değiştirmek durumunda kaldık. Mesela bir hikaye biterken yeni bir hikayenin başladığını görüyoruz şu an. Roman kendi yaşadıklarına sadık kaldı ancak belli bir şeyden sonra belli başlı değişiklikler olmadı da değil hani…
E.A Asimile oldu diyebilir miyiz?
T.Ş Evet, kesinlikle asimile oldu…
E.A Filminizin konusundan kısaca bahsedecek olursak eğer iki üç kelimeyle filminiz için neler söyleyebilirsiniz?
T.Ş Bir kere adamın yüreğinde üç aşk var…!
E.A Üç Aşk…?
T.Ş Evet, üç aşk var...
E.A Nedir bu üç aşk?
T.Ş Vatan aşkı, yar aşkı ve anne aşkı… Ancak sadece birisini seçmek zorunda!
E.A Zor bir süreç yani… Peki hangisinde karar kılıyor, tercihi ne oluyor?
T.Ş Romanı okuyunca anlayacaklar işte… Sürpriz olsun o kadarı ama bir tanesini mutlaka seçecek.
E.A Kitabın arka kapağına veya tanıtım yazılarına bakıldığında aşkın peşinde yiten bir hayatın öyküsü tanımlamasına ağırlıklı olarak yer veriliyor. Açıkçası geniş perspektifte ele alındığında da kulağa oldukça dramatik geliyor. Aşkın peşinde yiten bir hayatın öyküsü denildiğinde insanlarda nasıl bir çağrışım yapmalı?
T.Ş İnsanların aklına ilk şu geliyor. “Vayy be ne kara sevdaymış!” Ama işte değil… Adam üç aşk arasında ve bu üç aşk arasında öğrendiği tek şey şu: Ben, annemden başka bir aşk tanımam! Ali Aşiroğlu'nun da annesi ölmüş. Dolayısıyla bunu üzerine, ölüm acısını da yaşamış. Fakat aylar sonra öyle şeyler yaşamaya başlıyor ki, annesinin karşısına - mezarının başına - aylar sonra çıkmaya utanıyor. Çıktığında da şunları söylüyor: “Ben senin üzerinden sevgi, senin aşkının üzerine aşk tanımam. Senin sevginden daha büyük bir sevgiyi, senin aşkından daha büyük bir aşkı yaşadığım için beni affet!”
E.A Peki bunu doğum, çocukluk evresi ve ölüm duygusuyla bağdaştırabilir miyiz? Nitekim üçlemeyle birleştirildiğinde bu süreçle birebir örtüşüyor diyebiliriz sanırım…
T.Ş Elbette ki diyebiliriz… Ali'nin çocukluğundan beri çok samimi olduğu bir arkadaşı var, ismi Ege… Çünkü Ege bir gün geliyor ve diyor ki, senin aşkına da sevgine de saygılıyız. Ama seninle bir sözümüz, bu ülkeye ait bir vatan aşkımız vardı. Ne oldu buna?
Devletler aşkla yönetilmiyor, paranın gücüyle yönetiliyor. Ama sen bundan ayrıldın ve aşkın peşine düştün diyor. İşte romanda da filmde de bu olacak. Karakterlerin hiçbirisi boşta olmayacak aslında. Her bir karakterin ayrı ayrı amacı var sonuçta.
E.A Kitaplardan uyarlanan filmlerde genelde bir asimile olma durumu vardır. Çünkü insanlar önce kitapları okurlar. Kafalarında, hayal dünyalarında imgesel olarak değerlendirerek kurgularlar. Dolayısıyla farklı bir kurgu ortaya çıkar. Peki bu durum sizi korkutmuyor mu?
T.Ş Bildiğiniz gibi bizim bir de sinema eleştirmenliği boyutumuz var. Zamanında yaşadık bu sıkıntıları ve çoğunlukla da yazdık zaten. Ancak şöyle bir durum var ki, edebiyat uyarlamalarını yazar ortaya koymuş olmasına rağmen, film boyutunda senaristler devreye girmişler. Durum böyle olunca yazarın dünyası başka, senaristin hayal dünyası ise bambaşka boyutta. Ama bunun senaristliğini de ben yapacağım için hayal dünyamda bir değişiklik yok yani…
E.A Bir değişiklik olmayacak o zaman diyebilir miyiz?
T.Ş Elbette kopma bir noktada illa ki olur.
E.A Olsa bile o denli yoğun olmaz ama…
T.Ş Bir tek finalinde büyük bir sürpriz olacak, romanda olmayan… Çünkü filmin sonuna doğru Ali Aşiroğlu ölüyor. Fakat çok büyük bir mirası da geride bırakıyor. Oğlu olmuyor çünkü bu konudaki umudu Hazel'i yitiriyor. Dolayısıyla bu mirası ablasının oğlu yani yeğenine bırakıyor. Yazdığı mektubunda da bu miras sana yiyip, harcayasın diye bırakılmadı. Bunun bir yeri var. Bunun yerini de sana bilmem hangi köyde bir kişi var. Adı İbrahim, o söyleyecek, yazıyor.
Burada kast ettiği, geleceğin başbakanı… Bu çocuk, ikinci bölümlerde İbrahim denen kişiye giderek, aradığım kişiyi senin söyleyeceğini söyledi dayım, diyor. Alparslan isminde birisi, git bul onu diyor. Alparslan tabii geleceğin başbakanı... ve aynı zamanda bu çocuk dayısının da idolü durumunda…
Yeğen, Alparslan'ın oturduğu yere giderek kapıya çıkan kadına Alparslan beyle görüşeceğim diyor. Herkes şaşkın. Çünkü Alparslan beklenildiği gibi büyük birisi değil, aksine 10 yaşlarında bir çocuktan ibaret. Aslında o para Alparslan'ın parası… Geleceğin başbakanı… Neden ? Çünkü bu millete daha iyi bir gelecek verebilmek için… Bütün mirasını gerekirse harca ama hiçbir karanlık olaya karışma diyor.
İkinci bölümde ise bu Alparslan'ın büyüdüğünü, yaşadığı zorlukları, annesinin onun uğrunda verdiği şeyleri bir bir göreceğiz. Olay bir nevi ikinci kitapla birlikte siyasete dönüyor da diyebiliriz hani. Birinci bölümde ele alınan aşktan vatan aşkına doğru gitmeye başlıyoruz kısaca...
E.A Peki üçleme demiştiniz en başta. Üçlemenin sonu ne olacak?
T.Ş Bilmiyorum böyle bir araştırma yaptınız mı ama benim tarih üzerinde çok araştırmalarım vardır. Devletin nasıl birisi tarafından yönetildiğini, Alparslan'ın özellikleri vs… Mesela babasız büyümüş ama çok büyük bir zenginliği var. Geçmişe baktığımızda bu hep böyle… Cengiz Hanlar falan hep zorluklardan gelen insanlar… Ama anlatmak istediğim Ali, Alparslan'ı bilerek uzak tutuyor her şeyden.
E.A Psikanalitik olarak bakıldığında her güçlü insanın özünde aslında bir zayıf karakter mutlaka yatar gibi yani… Ekonomik anlamda zorluklarla yetişmiştir, bulunduğu yere hırslarıyla birlikte gelmiştir. Veya tam tersi çok güçlü ama kırılgan ve naif bir yapısı vardır vs...
T.Ş Cengiz Han hakkında bir şey okumuştum. Bu hikaye elinde kan pıhtısıyla doğan bir bebeğin demir bir yumruğa dönüşmesinin hikayesidir, diye… Çok hoşuma gitmişti.
E.A Sinemada seyirciler filmi izleme şansını yakalamadan önce filmle ilgili bir iki satır bir şeyler söyler misiniz?
T.Ş 2011'in başında filmi çıkartmayı düşünüyoruz. Bambaşka bir tarz düşünüyorum. Mesela en ana karakterlerimiz hiç tanınmamış yüzler. Neden? Çünkü filmin ve diğer karakterlerin marka adı altında ezilmelerini istemedik. Hani tanınmış bir oyuncuyu oynattığın zaman bütün gazetelerin sadece o oyuncuya yönelik resimlerine yer verilir. Bunu açıkçası istemedik. Biz de festivalleri düşündüğümüz için yeni yüzlere daha öncelik vermek istedik.
Sizin de bildiğiniz gibi festivallerde bazı kategoriler vardır. Mesela neden roman yazdık? En iyi edebiyat uyarlamasına girebilmek için… Neden yeni yüzlere yer verdik? Çünkü en iyi çıkış yapan oyunculara yer verebilmek amaçlı…
Elimizden geldiğince bütün festivallere katılacağız. Ama demek değil ki festival filmleri 5 kopya çıkacak, başka kimse bu filmi duymayacak. Hayır, gişeye de oynayacak…
E.A Sonuçta genç oyuncu adaylarına da merdiven olmuş olacak bir nevi… Senaryoyu yazarken oyuncuları daha önceden kafanızda belirlemiş miydiniz? Yoksa daha sonradan mı şekillendi oyuncu kriterleri?
T.Ş Çok samimi söylüyorum, senaryoyu da romanı da yazarken kafamda her bir karakteri belirlemiştim. Hayali mecali belliydi. Mesela Başer karakterinde Kuzey Vargın vardı. Hiç değişen bir şey olmadı. Yedeğim bile olamaz. Naşide karakteri elbette ki Naşide Göktürk'tür. Kaldı ki Naşide ile görüştüğümüzde, “bak abla, ya sen olursun ya da ben bu filmi yapmam” dedim. Bu kadar yani… Kuzey Vargın ağabeyimizi gördüğümüzde çok yaşlanmıştı, yürümekte biraz sıkıntı yaşıyordu. Onu da düşündüm. Aslında öyle bir bağımlılık olmuş ki direkt onu yazmışım.
E.A Zaten öyle bir şey olmuş olsa o zaman hoppp sil baştan tüm karakteri en baştan ele alarak yazmanız gerekir.
T.Ş Mesela yönetmen olarak Murat Saraçoğlu ile gidip, konuştum. Herkes senaryonun bitmesini bekliyor. 3 tane çocuk toplandık, çekelim olayı değil yani… Gerçekten herkes profesyonel. Bunlar gibi insanlara ben projemi 1 yıldan fazla bir süredir anlattım. Senaryom yeni yeni yazılıyor. Kitap uyarlamasından o duyguyu vermesi vs…
E.A Diyalogların uygun olması gerekiyor bir de zaten…
T.Ş Evet, aynen öyle… Bazen bir bakıyorsun uzun bir diyalog olmuş ama sahneye uymuyor. Bazı şeyleri kısıtlamak zorundasın.
E.A Şu an zaten treatman kısmı belli… Olayı diyalog senaryosu kısmı zorlaştırsa gerek…
T.Ş Aynen öyle oluyor. O yüzden çok yavaş çalışıyoruz. Yaz dönemine bıraktık çekimleri o sebeple. Zaten yaz döneminde geçen bir sahneydi. Yazdan sonbahara doğru giden bir sahne… Çok dikkatli çalışıyoruz. Çok ilgi var açıkçası…
Romanın katkısı ne olur buna… Romanın finalinde çok güzel bir sahne var. Finalde olan sahne, Şahin yani yeğeni Ali öldükten sonra iki tane bina yaptırıyor İstanbul'un göbeğine. Bir tanesine A harfi koyduruyor diğerine ise H harfi…Bütün medya bunu yıllarca yazıyor. Aşiroğlu Holding güç gösterisi, diye…
Aşiroğlu Holding büyüyor ama o Başer ağabey dediğimiz yani genel müdür yönetmenimiz… Başer ağabeyin kızı gazeteci… Başer ağabey öldükten sonra başa kızı geçiyor. Kızı çok güzel bir köşe yazısı yazıyor. Her gün çıktığım binada bir gün bir şey dikkatimi çekti. Ta en tepemizdeki a ve h harfini gördü. H harfinin çok soluk olduğunu gördüm. Gece eve gittim. Babamın anlattığı bir aşk hikayesi geldi aklıma. Aldım elime kalemi…
Neler yoktu ki… Ali eşittir Aşk… İkisi de üç kelime Hazel, sonra olumsuzluk geldi aklıma. Hayır, ikisini çıkar bir kelime… Böyle bir yazı yazıyor ve hayır insanların dediği gibi bu ne Aşiroğlu Holding, ne Ali, ne Hazel, ne Aşk… Hayır… Bu bir acının ifadesi… Ve İstanbul'a yola düşen herkes bu acıya tanıklık edecekler ve burada ne hissediyorlarsa mahşerde de bunun hesabını verecekler şeklinde bir yazı yazıyor bir sayfaya… Altına da özür dilerim Ali ağabey diyor. Aşkını bu şekilde deşifre etmek istemedim ama herkes bilsin artık diyor. Böyle bir şey yazıyor Başer'in kızı…
E.A Peki şu an'a kadar castın ne kadarı tamamlandı? Burcu Cenger şu an as oyuncu niteliğinde zaten. Peki diğer şekillenen oyuncular?
T.Ş Burcu ile dört aydır çalışıyoruz. İnsanlar soruyorlar neden yeni bir yüz diye… Yani ben Burcu'yu ilk tanıdığım da ona Hazel'i tarif etmeme hiç gerek yoktu. Bir tek Hazel'in karakteristik olarak göz rengini değiştirdim. Çünkü Hazel renkli gözlüydü. Ancak Burcu'yu tanıdıktan sonra bunu değiştirme yoluna gittim.
Yaşadığı her kadında annesini arıyor. Kiminin eli, kiminin sesi, kiminin yüzü… Öyle bir değişiklik yapmaya karar verdik işte.
Mesela Burcu gülerken pat diye sana vurabilir. Bu Hazel'de olmayıp Burcu'da olan bir özellik. Bunu mesela hemen ekledim Hazel karakterine. Hazel fakir yetişmiş ama kendisini yetiştirmiş bir kız. Bir de biz hikayeyi en baştan anlatmıyoruz. Biz her insanın özelliğini hikayelerle dinliyoruz. Hazel'in, Başer'in vs…Kullandığımız neskafe bardağının bile final sahnesinde çok büyük bir anlamı var…
E.A Her objenin çeşitli anlamları vardır nede olsa. Hayat da böyle değil midir zaten… Peki şimdiye kadar ki tamamlanan süreci değerlendirecek olursak eğer kafanızda belirlenen her şey istediğim gibi gidiyor diyebilir misiniz?
T.Ş Evet, şu an'a kadar her şey istediğim gibi gidiyor diyebiliriz.
E.A Çekimler nerelerde yapılacak, mekanlar belirlendi mi?
T.Ş Ağırlıklı olarak İstanbul'da olacak. Bursa'da sadece Ali'nin sahnesi var. Bursa'daki sahne Ali'nin en önemli sahnesidir. Ulu Camii'nin görüleceği bir sahnedir bu aynı zamanda.
E.A Tekirdağ'da çekimler olmayacak mı?
T.Ş Tekirdağ sahnesi de var, evet… Hazel'in aldatma sahnesi de Tekirdağ'da olacak. Antalya sahnemiz var bir de…
E.A Antalya neden peki?
T.Ş Antalya Altın Portakal'da geçen bir olay var. Ama aslında oradaki amaç bir kadınla bir erkeğin yan yana gelip aynı yatağı paylaşıp, o temiz sevgiyle paylaşabileceği ama esas dertlerinde orada yapılabileceği bir aşk için, o adamın iki aşk arasında kaldığını - gönül aşkı ve vatan aşkı arasında kaldığını - daha sonra da tek bir aşkı seçmek durumunda kalması sürecini ele alıyor. Kötü günlerin başlaması, yıkılması, Antalya'dan sonra başlıyor.
E.A Çekimlere yaz aylarında başlanacak ve 2011'de de gösterime gireceğini söylüyorsunuz. Peki 2011'in başında mı, yoksa ortasında mı gösterime girer?
T.Ş Eğer mart ayına gösterime yetişmezse yaz döneminde filmi vizyona sokmayı düşünmüyoruz. Bilindiği gibi bazı festivaller gösterime giren filmleri yarışmaya sokmuyorlar.
E.A Öyle bir kıstasları var maalesef…
T.Ş Bizim amacımız bu filmi festivallere sokmak. Hani burada bir sürü yeni yüz olacak. Bu insanlarda bu filmde yer aldıkları zaman değsin buna. Sonuçta biz burada yoldan tuttuğumuzu getirmiyoruz. Eğitimlisi var, isteklisi var, konservatuarda okuyanı var.
E.A Şimdi bütün festivallere katılacaksınız öyle mi?
T.Ş Kaç tanesi kabul eder, bilmiyorum.
E.A Peki Bursa İpekyolu Film Festivali korkutuyor mu sizi?
T.Ş Bursa İpek Yolu Film Festivali kabul eder mi, onu da bilmiyorum.
E.A Orada yaşadığınız olaylardan sonra ne düşündüğünüzü merak ettik açıkçası…
T.Ş Valla inşallah SİYAD'cılar da beğenmez, gişe yaparız.
E.A Karalama politikası her zaman için çok iyidir nasılsa… Size göre bir film kişide hangi duyguları uyandırmalı?
T.Ş Bazen benim yazılarım 3 - 4 kişi tarafından eleştirilir. Cümleniz düşük olmuş, böyle bir cümle kurulur mu vs. diye… Aslında ben hiçbir zaman sinema eleştirmeni veya yazarıyım demedim. Sadece okuduğumu yazarım.
Ejder Kapanı'nda mesela öyle doldum ki aslında beğenmediğim orada oyunculuk değildi. Bu kadar büyük oyuncularla bu kadar rezil bir film yapılmasıydı. O kadar öfkelenmiştim ki bu filme para verilmez kardeşim, dedim. Şimdi ben bunu söyledim diye 3 - 4 kişi beni eleştirdi.
Atilla Dorsay bundan bilmem kaç ay önce Mustafa Altıoklar'ın bir filmini eleştirdi. Bu filme gittikten sonra anasına küfür edeceksiniz, dedi. Eyvallah üstad dendi. Bizim halkımızın bir çoğu bilinçsiz. Bir tanesi bana mail atıyor. Atilla Dorsay'ın övdüğü bir filmi sen kötülemişsin diye…Allah aşkına afişin altına bir bakın ya sponsoru Sabah gazetesi, o övmeyecek de kim övecek...
E.A Zaten şöyle bir şey yok mudur? Bizim vatandaşımız sinemaya hasbelkader gider. Bakmaz, araştırmaz bile kim yapmış, kim çekmiş diye… Mutfak dediğimiz kısım onu zaten hiç alakadar etmez. Afişe bakar. Hangi afişte daha çok seksapelite açığa çıkarılmışsa o filme direkt giriverir zaten…
T.Ş Oysa ki başarıya imza atanların bir çoğu işin mutfak kısmındakiler… Ama ne yazık ki pek bilinmiyorlar… Onu bırak kaç kişi sondaki yazıları okuyor ki?
E.A Arka fonda jenerik akıyor, müzik dönüyor. Bitti mi tamam, kalkalım gidelim olayı. Ne olacak vakit kaybetmeye gerek yok ne de olsa mantığına ne yazık ki sahibiz…
T.Ş Çoğu filmde özellikle Türk filmlerinde jenerik sondan akmıyor. Ama bu dediğim yabancı filmleri kapsamıyor tabii ki… Eşek gibi izleyeceksin bunun jeneriğini kardeşim diyor, adam. Bizimkiler bunu nedense yapmıyor.
Bu bizim biraz da sinema kültürü açısından gelişmemiş oluşumuzla alakalı. İsteklerim, tavırlarım size belki saçma gelebilir. Ama yurtdışı bunu yapıyorsa biz de bunu rahatlıkla yapabiliriz diye düşünüyorum.
Bir de sinema sektörü tekelleşiyor artık. Başka Dilde Aşk'ta mesela… Mert Fırat ile konuştum. O kadar üzerinde çalışmışlar film için. Ama gel gelelim sinema salonu bulabilmek için de bir o kadar uğraş vermek durumunda kaldılar. En sonunda Okan Bayülgen programında seslendi de Cinebonuslar'da gösterilmeye başlanmışlar. Bu insanlara destek verin. Tamam, her film lazım. Biz, Recep İvedik kötü demiyoruz. Sonuçta gişe yapacak ki o kadar insan ekmek yiyebilsin. Ama herkese eşitlikçi davranılsın. Bir tane Recep İvedik koyun, bir tane bundan… Ne gerek var bütün salonları tek bir filmle doldurmaya...
E.A Sinema salonlarının stratejik işletme politikasıyla ilintili bir durum sonuçta. Yanlış bir politika da değil aslında. Sonuçta onlar da oradan para kazanıyorlar.
T.Ş Kültür Bakanlığı'na bir yazı yazmayı düşünüyordum bir ara... Sinemalarda atıyorum 50 kişi mi çalışıyor. En basit örnekle bir fırını açabilmeniz için önce bir gıda mühendisine ihtiyacınız vardır. Sizden destek alan veya alacak olan firmaları çağırın. Bir iletişimci mutlaka olsun mesela…
E.A Doğru söylüyorsunuz ama Türkiye şartlarında kim okuduğu bölüme ait bir işi yapabiliyor ki?
T.Ş Türkiye şartlarında en az piyasası olan bir sektör bizim sinema sektörümüz… Şimdi her gün bir sinema maliyetine bir dizi çekiliyor neredeyse.
E.A Daha da fazla hatta…
T.Ş Evet daha da fazla… Demek ki bizim bunu yapacak bir bütçemiz var. Para kaygısı korkutuyor işte bizi…
E.A Para kaygısı, olayları iyi değerlendiremeyişimiz, stratejilerimizi iyi belirleyememiş oluşumuz vs…
T.Ş İnsan sinemaya gittiği zaman kendinden bir parça duygu bulacak. Ben hep sinema salonuna veya basın gösterimine gittiğimde kapının yanına en yakın koltuğa otururum.
E.A Neden? Bunun bir nedeni var mı?
T.Ş Sıkılırsam hemen gitmek için… Kendime işkence yapmak istemiyorum çünkü… Şöyle bir şey de var. Tamam emek verilmiş, saygı duymak lazım ama ciddi ciddi kendime işkence yapamam.
E.A Ama bazı filmlerde de şöyle bir şey olabiliyor. İlk sahne çok ağır aksak gidebiliyorken bütün olay ikinci perdede bitebiliyor.
T.Ş Ya bende zaten ilk 10 dakika da terk etmiyorum. 15. dakikada terk ediyorum genellikle… Bizim yapımcılarımızın en büyük yanlışı şudur bana göre. Bir filmde sevişme sahnesi varsa önce onu basına dağıtıyorlar. Sonra da rahatsız oluyorlar. Ben yapımcıysam eğer ve bunu basına da vermiyorsam kimse bunu benden alamaz doğrusu.
E.A Bir değerlendirme yapacak olursak eğer sizin tercihiniz Hollywood mu yoksa Avrupa sinemasından yana mı olur?
T.Ş Hollywood filminden sevdiklerim de var ama en çok Fransız filmlerini seviyorum sanırım.
E.A Türk sinemasının şu anki durumu için ne düşünüyorsunuz?
T.Ş Çok kötü… Türk sineması bir kere hiçbir şekilde ilerlemiyor. Türkiye'de bugün 5 tane film çıksaydı (Vavien, Başka Dilde Aşk vs.) keşke. En azından adamlar vay be ne güzel film yapmış derlerdi. Aslında burada Kültür Bakanlığı'nın da bir hatası var. Kültür Bakanlığı parayı veriyor vermesine ama takibini daha sonradan yapmıyor. Misal 300 bin mi verdi, adam bir kısmını harcıyor, bir kısmını da cebine atıyor. Çok büyük hata bunlar...
E.A Son dönemde başarılı bulduğunuz oyuncular kimler?
T.Ş Binnur Kaya, Engin Günaydın, Mert Fırat çok beğenerek izlediğim oyuncuların başını çekiyor.
E.A Yeni jenerasyondan peki?
T.Ş Necip Memili'yi çok beğeniyorum.
E.A Tayfun Şahin olarak benim oyunculuk kriterlerimde şunlar olmalı dediğiniz özellikler neler, bizimle paylaşır mısınız?
T.Ş Hemen ünlü olma çabası içerisinde olmayacak. Önce arkadaş ve dost olacak. Oyuncu olduğu zaman da hep aynı kalacak. Sabırlı olmayı bilecek. Cast ajanslığı yaptığımız dönemde o kadar yeni yüzleri bir yerlere getirdik ki bunların havasını satarak şunu da biz bir yere getirdik demek istemiyorum. Tayfuncuğum biz seni unutmayız diyerek sonra selam vermeyen tipleri de biliyoruz. Ben bunları romanda hep yazdım. Tuncay diye bir karakter var mesela romanda. Olay aynıdır ama kurgu tamamen farklıdır. Tuncay böyle yalaka bir tip ama sonra bir şey oluyor ve Ali'ye selam bile vermiyor.
Kediye neden nankör derler biliyor musun? Çünkü rıskının sadece Allah'tan geldiğini, kulun sadece buna aracı olduğunu çok iyi bilir. İnsan da bu kadar nankör işte. Ama biz bunlara bakmayacağız ve yolumuza devam edeceğiz. Nankör olan bir insan bir gün yok olmaya her zaman için mahkumdur.
E.A Birazda kitabınızdan bahsedecek olursak eğer Hazel bildiğimiz kadarıyla üçlemenin ilk basamağını oluşturuyor. Diğer kitaplar neyi anlatacak? Devam niteliğinde mi yoksa tamamen ayrı bir hikaye formatında mı olacak?
T.Ş Bizim gelmek istediğimiz, siyasi bir vatan aşkı… Temelinden başlıyoruz. Hazel ile başlıyor Alparslan ile devam ediyor. Üçüncünün ismini açıkçası daha düşünmedim. Olmadı ona da Vatan Millet Sakarya deriz.
E.A Çok iddialı değil mi aslında böyle isimlerin üzerinden gitmek…
T.Ş Valla bilmiyorum ki… Alparslan deyince ne o Alparslan Türkeş mi diyorlar ama Malazgirt Savaşı'nda da bir Alparslan olduğunu düşünemiyorlar.
E.A Üç kelimelik kitaplar genellikle psikolojik süreç açısından insan üzerinde daha etkilidir genellikle. Öyle Bir Sevmek ki'den sonra Hazel'i devreye soktuğunuzda çok şaşırmıştım aslına bakarsanız. Tabii şöyle bir şey de var ki satış rakamlarına baktığınızda Hazel açısından ele alındığında bu aynı zamanda sizin açınızdan büyük bir de risk taşıyacak unsurlardan birisi niteliğinde. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
T.Ş Bu bütün kitaplar için böyledir zaten. Beğenen kesimler olabileceği gibi beğenmeyen kesimler de elbette ki olacaktır. Kaldı ki ben roman yazarı değilim. Bu beklentiyle de yapmadım zaten. Sadece yayınevine dağıtımını iyi yapın dedim, o kadar…
E.A Üçlemeyi nasıl bir sonla tamamlamayı düşünüyorsunuz? İsimler konusunda bu denli net ve kısa isimler mi kullanacaksınız?
T.Ş Üçüncüyü bilmiyorum çünkü Alparslan üzerine gidiyor olay…
E.A Bu kitapta bir intikam var diyebilir miyiz?
T.Ş İntikam var denemez aslında. Kitabın ilk çıkışında da insanı sadece en yakınındaki yok ederdi bu… Kaldı ki bu sürekli duyduğumuz bir şeydi.
E.A Peki neden hep böyle oluyor?
T.Ş İnsanların her zaman içinde kalması gereken bir sır varmış. Onun söylenmemesi gerekiyormuş.
E.A İki kişinin bildiği hiçbir zaman sır değildir nede olsa… İkinci kitabı ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz?
T.Ş 2010'da…
E.A 2010'un içinde olduğumuz düşünülecek olursa eğer o zaman sonuna doğru çıkacak diyebilir miyiz?
T.Ş Evet, sonuna doğru çıkmış olur büyük ihtimalle…
E.A Edebiyat mı yoksa sinema mı?
T.Ş Elbette sinema… Görmek, o hissi hissetmek bambaşka bir şey…
E.A İnsanlar neden Hazel'i okusunlar?
T.Ş İnsanlar bir kere geçmişlerindeki hiçbir bahanenin geleceklerindeki başarılara engel olamayacaklarını görmek için Hazel'i okusunlar. İnsanlar, herkeste çok büyük bir zeka olduğunu ve bunu nasıl kullanacaklarını görebilmeleri açısından Hazel'i okusunlar. İnsanlar hiçbir zaman zenginliklerine güvenmemeleri gerektiğini, gün gelip ellerindeki kaybedebileceklerini görmek için Hazel'i okusunlar. İnsanlar Hazel'i hayatta sadece tek bir kişiye güvenebileceklerini, o kişinin de bir tek anneleri olduğunu görebilmeleri için Hazel'i okusunlar.
E.A Hazel'i okumak isteyen kişiler kitabı nerelerden temin edebilirler?
T.Ş Tüm D&R, Remzi Kitapevi gibi yerlerden temin edebilirler. İnternet üzerinden ise www.sinemaloji.com üzerinden online satın alarak rahatlıkla kitaba ulaşabilirler.
E.A Sinema sektöründe yer alan veya almak adına çaba sarfeden kişilere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
T.Ş Sinema sektöründe yer almak isteyen kişiler bir kere hiçbir zaman acele etmesinler. Rol alacakları, yapacakları işleri vs. iyi araştırsınlar.
E.A Bize ayırdığınız zaman ve verdiğiniz samimi yanıtlardan dolayı çok teşekkür ederiz. Gişeniz ve satış rakamlarınız şimdiden bol olsun…
|
Tayfun Şahin
|
RSS ve XML Servislerimiz
|
|||||||