![]() Aslı Özge ile İstanbul Film Festivali'nin ödüllü filmi "Köprüdekiler"i konuştuk
"Ödülleri düşünmek yerine, enerjimi film yapmaya veriyorum"
Söyleşi: Ebru Altın
Facebook'ta Paylaş.
Ebru Altın: Kısa filmlerle başlayan sinema kariyerinizi, Almanya'da Mini - dv ile çektiğiniz ancak ülkemizde gösterime girip girmeyeceği henüz netlik kazanmayan ilk uzun metraj filminiz “Biraz Nisan” ile taçlandırdınız. Ardından ise İstanbul Film Festivali'nde En İyi Film ödülü alan Köprüdekiler isimli çalışmanız geldi. Filminizin konusundan Aloha Sinema okuyucuları için biraz bahseder misiniz?
Aslı Özge: Film, gerçek hayattaki gibi köprü üzerinde birbirlerinin yanından geçip giden paralel hayatlar üzerinden İstanbul'u, gençleri ve onların korkularını, ekonomik sorunlarını, dert edindikleri cinsel konularını anlatıyor.
Filmin üç ana karakterini yani dolmuş şoförünü, gül satıcısını ve polisi, bir araya getiren şey çalıştıkları yer - yani Boğaz Köprüsü - içinde oldukları zaman dilimi ve yaşadıkları ülkenin gündeminde yer tutan olaylar… Filmi bir yıla yayılan bir süre içinde çeşitli zaman dilimlerinde çektik. Bu sayede 29 Ekim kutlamaları, PKK protestoları gibi çok ayrı zamanlarda gerçekleşen olayları da filme katarak gerçekçi bir fon oluşturmaya çalıştım.
E.A Filmin gerek senaristlik gerekse de yönetmenlik aşamasında birebir görev aldınız. Neydi sizi böyle bir filme sürükleyen şey? Filmin konusu nasıl ortaya çıktı?
A.Ö Fikir, aklıma Boğaz Köprüsü üzerinde trafikte beklerken, sıkıntıdan satıcı çocukların fotoğraflarını çekmeye başladığımda geldi. Boğaz Köprüsü'nün Asya'yı Avrupa'ya bağlaması, İstanbul'da bir kıtadan diğer kıtaya geçen taşıtların Köprü'de saatlerce beklemesi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girebilmek için yıllarca bekleyecek olması,
Türkiye'nin belirsiz geleceğinin genç kuşak üstündeki olumsuz etkileri, gelecek korkusuyla sadece o günü yaşama eğilimleri, bu korkunun gündelik hayatı ve ilişkileri nasıl ilişkilendirdiği, bireylerin kişisel tedirginliklerini ve gerginliklerini, toplu davranışlara ve ortak fikirlere katılma içgüdüsüyle nasıl aşmaya çalıştıkları gibi kopuk kopuk uçuşan bu düşünceler, beni bu filmi yapmaya yöneltti. Böylece “gelecek korkusunun” genç kuşakların gündelik hayatını nasıl şekillendirdiği üzerine bir film yapma fikri yerine oturdu. Bu arada kendi korkumu da filme koydum, o da büyüyen “milliyetçilik”…
E.A Yanlış bilmiyorsak eğer filmi belgesel formatında yapmak üzere yola çıkmıştınız. Bu noktadan sonra filme dönüştürme fikrini size benimseten etken ne olmuştu? Köprüdekiler'i hangi aşamadan sonra filme dönüştürme kararı aldınız?
A.Ö Türkiye'nin belirsiz geleceğinin en çok gençleri etkilediğini düşünüyorum. Bu yüzden başrol oyuncularının da genç olmalarını istedim. Boğaz Köprüsü biraz önce anlattığım sebeplerden dolayı filmin merkezine oturunca, orada çalışan gençlerin de filmin ana karakterleri olması gerektiğine karar verdim. Orada üç meslek grubundan insan çalışıyor, şoförler, polis ve satıcılar. Böylece filmin ana kahramanlarını da onların arasından seçtim.
Uzun süre yaptığım araştırma sırasında tanıştığım karakterleri yakından tanıyıp, hikayelerini dinleyince, beni ilgilendiren kısımlar üzerinden hareket ederek ve duyduklarıma kendimden de sahneler ekleyerek bir senaryo yazmaya başladım. Böylece belgeselden yavaş yavaş uzaklaştım. Ancak ana karakterleri de kaybetmek istemediğim için başrolleri de kendilerine teklif ettim. Emniyet Müdürlüğünden gerçek bir polisi oynatmak için gereken izni alamayınca polis hikayesindeki iki karakterden birinin amatör, diğerinin ise profesyonel bir oyuncu tarafından canlandırılmasının doğru olacağına karar verdim.
E.A Oyuncu seçiminizi hangi kriterlere göre yaptınız?
A.Ö Söylediğim gibi dolmuş şoförü ve gül satıcısı, kendilerini oynuyor. Oyuncu aradığım o dönem sık sık dolmuşa binerek, karşı tarafa geçiyor ve şoförlere bakıyordum. Bir yandan da film için Berlin'den maddi destek arıyorduk. Oradaki fonlar Berlin ile bağ kurmamızı bekliyorlardı. Ama projenin Almanya ile hiçbir ilgisi yoktu.
O sırada bir dolmuşta Herta Berlin futbol takımının bayrağını gördük. Belki dolmuş şoförünün Almanya ile bir ilgisi vardır diye düşündük. O bayrak yüzünden dolmuşu takip ettik. O da Umut'un dolmuşuydu. Yani ilk konuştuğum kişi tesadüfen oydu. Onun Almanya ile hiçbir ilgisi yokmuş. Bir Alman müşteri bir gün dolmuşa binmiş ve bayrağı ona bırakmış. Ama Umut aklıma yattı hemen. Özellikle de evine gidip karısı Cemile'yle tanıştıktan sonra daha da içime sindi.
|
Önceki Söyleşiler
|
|
![]() "O kadar etkileyici bir senaryosu var ki “Ahh ben bir Salih Bozok'u, Atatürk'ü oynasam” dedim. Demeyecek oyuncu da tanımıyorum."
![]() "Bir sinemasever olarak Türk sinemasının bu kadar verimli bir dönemine denk düştüğüm için çok mutluyum. Bir oyuncu olarak yeni yönetmenlerin korkusuz ve sansürsüz filmler çekmesi iştahımı kabartıyor."
![]() "Metafizik dünya, ölüm ötesi hayat, bizden başka varlıklar, gölgelerin arkasındaki gizemler, rüyalar alemi... İşte tüm bunları filmleştirirsem beynimi özgür bırakıp diğer türlere geçiş yapacağım."
![]() "Film, doğu ve batının sentezi gibi… Olay örgüsüyle şaşırtırken; ilişkilere, aşka, tutkuya ve bunların sınırlarının nereye kadar zorlanabileceğine dair de düşündüren bir film. "
|
RSS ve XML Servislerimiz
|
|||||||