![]() Mustafa Kemal Atatürk'ün canlandıran Sinan Tuzcu ile "Veda"yı konuştuk
"Atatürk'ün her duygusuna hakim olmaya çalıştım"
Baş yaveri Salih Bozok'un gözüyle büyük önderimizin yaşamından bir kesiti anlatan filmde Atatürk'ün 25 - 45 yaş arası döneminin yanısıra babası Ali Rıza Efendi'yi de canlandıran Sinan Tuzcu, büyük önderi oynarken duygularını, sevecenliğini algılamaya çalıştığını söylüyor. Atatürk'ün bu toprakları ve ülkeyi ne kadar sevdiğini izleyicinin filmden çıkarken hissedeceğine ve çok ağlayacağına yürekten inanıyor.
Zülfü Livaneli imzalı "Veda" izleyici karşısına çıkarken Atatürk'ü oynayan Sinan Tuzcu ile filmin çekim sürecini, Türk sinemasının bugünkü durumunu yüzyüze konuştuk.
Söyleşi: Ebru Altın
Facebook'ta Paylaş.
Ebru Altın: Ömer Vargı'nın yönetmenliğini üstlendiği İnşaat filmiyle birlikte başlayan sinema serüveniniz Mavi Gözlü Dev, Mevlana ve Orada filmleriyle devam etti. Şüphesiz ki canlandırdığınız her rolün hakkını sonuna kadar veren bir oyuncusunuz. Her ne kadar kişinin kendisini tanıtması zor bir ayrıntıdan ibaret olsa da, sizi daha yakından tanımak isteyen okurlarımız için biraz kendinizden bahseder misiniz?
Sinan Tuzcu: 1977 Gaziantep doğumluyum. İlkokula kadar Gaziantep'te büyüdüm ve daha sonra İstanbul'a geldim. Yıldız Lisesi'ndeki eğitimimin ardından 1995 yılında girdiğim Bilkent Üniversitesi Turizm bölümünde eğitimimi devam ettirdim. Liseden itibaren de tiyatro yapmaya başladım. Aslında oyunculuk sevdası ortaokul, liseden düşmüştü içimize…
Liseyi bitirdikten sonra konservatuar sınavına girmeyi düşündüm ama cesaret edemedim çünkü çok korktum. Bilkent'e gittikten sonra tiyatroyla ilgilendim ve Bilkent Drama Atölyesi'nin kuruluşunda yer aldım. Daha sonra ise Ankara'da profesyonel ve yarı amatör tiyatrolarda oyunculuk yaptım.
Tezimi yazarken bir yandan oyunculuk yaparken bir yandan da turizm okudum. 2000'de turizmde tezimi yazarken Hilton ParkSa'da tezin ilk kısmını yaptım. İkinci kısmında ise ben turizmci olmak istemiyorum, oyuncu olmak istiyorum deyip, ani bir kararla 180 derece dönüp İstanbul'a geldim ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarına girdim.
Ebru Altın: Bu sizin için ani bir karar olsa gerek…
Sinan Tuzcu: Okulunu okumak evet, ani bir karardı ama ben zaten oyunculuk yapıyordum. Sektör içerisinde çeşitli işlerde, devlet tiyatrolarında, buradaki özel tiyatrolarda hep çalıştım. Lakin okulunu okuyup yani konservatuar okuyup yüzde yüz bütün vaktimi buraya ayırmak bir anda daha mantıklı geldi. Ve 4 senelik konservatuarı 3 senede bitirdim. Bitirdikten sonrada Londra'ya gittim.
Mehmet Ergen'in arka oda tiyatrosunda - Mehmet (Ergen) sağolsun bana orada evini açtı - çeşitli periyotlarda çalıştım. Sonra İstanbul'a döndüm. İstanbul'a dönüşümden önce Eskişehir'de Anadolu oyuncularıyla - üniversite içerisindeki - Mehmet Ergen'in sergilediği bir oyunda oynadım. Dolayısıyla Eskişehir'de yaklaşık bir sezon misafir oyunculuk yaptım.
Daha sonra tekrardan Londra'ya dönmeyi kararlaştırırken, bulunduğum otobüs içindeki Tomris Giritlioğlu ile tanıştım. Avşar Film'in bünyesi içerisinde çeşitli projelerde yer aldım. Bunların ilki Ihlamurlar Altında… Yaklaşık 84 bölüm çekildi. Daha sonra çeşitli diziler vs. derken o sistem içerisinde hayatıma devam ettim. Hala da oynuyoruz. Kısaca böyle…
Ebru Altın: Zülfü Livaneli'nin senaristliğini yaptığı Veda'nın baş karakterlerinden birisi konumunda bulunan, tarihimize ışık tutan ulu önder Atatürk'e film süresince hayat veriyorsunuz. Böylesi zorlu bir role nasıl hazırlandığınızı öğrenebilir miyiz?
Sinan Tuzcu: Klasik bir cümle olacak belki ama gerçekten çok zordu. Çünkü yaşayan, tarihte var olmuş ve ülkelerin başlangıçlarında büyük rol oynayan karakterler, her zaman oynanması zor karakterlerdir. Çünkü insanların kafasında zaten bir olgu vardır. Bir düşünce vardır o karakterlerle ilgili… Dolayısıyla siz o çizgi içerisinde kalma zorunluluğundasınız bir noktada. Fakat tabii ki tarih her zaman doğruyu söylemez. Dolayısıyla içine koymak istediğiniz yeni şeyler de var. Biz bir senaryo içerisinde çalıştığımız için bu bir belgesel - drama değil, dolayısıyla bir dramatik aksiyon çizgisi de var. O çizgiyi de yönetmenle ve yazarla takip etmek zorundasınız. Bununla beraber zorluklar içerisine giriyorsunuz.
Zülfü ağabey gibi büyük bir sanatçıyla çalışmanın üzerimizde yarattığı bir rahatlık da var diyebilirim. Çünkü o size durmadan şu şeyi veriyor sette. Ya bu adam o kadar büyük işler yaptı ki ondan alacağı güç bana yardımcı olacak diye, sağolsun o da çok iyi bir yönetmen bence, özellikle oyuncu idaresi konusunda. Dolayısıyla çok keyifli bir set oldu. Zorlu ama keyifli bir set oldu kısacası. 7 hafta sürdü çekimler ve 7/ 24 çalıştık.
Ebru Altın: Filmin konusundan biraz bahseder misiniz?
Sinan Tuzcu: Tabii… Konusu şöyle… Biliyorsunuz ki Salih Bozok, Atatürk'ün ser yaveridir. Ve Salih Bozok, Atatürk'ün vefatından sonra odasına gider ve intihar etmeye kalkışır. Başarısız bir intihar girişimidir. Ondan 3 sene sonrada eceliyle ölür.
Fakat bu intihar girişimi ani bir refleksle verilmiş bir karar değildir. Salih Bozok 2 ay öncesinden bunu tasarlar ve bir günlük tutar. Tuttuğu günlükte bunu paylaşır ve oğluyla konuşur. Oğluna bir mektup yazmaya başlar. Bizim hikayemizde burada başlıyor. Salih Bozok'un gözünden Mustafa Kemal Atatürk'ün anlatımı diyebilirim. Bu o kadar sıcak bir anlatıma dönüşüyor ki, senaryo içerisinde bir süre sonra Atatürk'e en yakın kişinin dinini ve bakış açısını görüyorsunuz.
Bu da sinemada pozitif olarak şöyle bir şey yaratacak bence. Herkes kendisine yakın tuttuğu Atatürk'ü, Salih Bozok'un gözüyle görecek. Ve çünkü biz hepimiz Türk ulusunun evladı olaraktan bize Atatürk için canını verir misin deseler seve seve veririz deriz. Salih Bozok duygusal bir adamdır bizim için. Dolayısıyla Salih Bozok'ta böyle bir paralellik yaratacak seyircinin gözünde. Baştan sonra Atatürk'ün hikayesini Salih Bozok'un gözüyle ve yaşamıyla beraber takip ediyoruz.
|
Önceki Söyleşiler
|
|
![]() "Bir sinemasever olarak Türk sinemasının bu kadar verimli bir dönemine denk düştüğüm için çok mutluyum. Bir oyuncu olarak yeni yönetmenlerin korkusuz ve sansürsüz filmler çekmesi iştahımı kabartıyor."
![]() "Metafizik dünya, ölüm ötesi hayat, bizden başka varlıklar, gölgelerin arkasındaki gizemler, rüyalar alemi... İşte tüm bunları filmleştirirsem beynimi özgür bırakıp diğer türlere geçiş yapacağım."
![]() "Film, doğu ve batının sentezi gibi… Olay örgüsüyle şaşırtırken; ilişkilere, aşka, tutkuya ve bunların sınırlarının nereye kadar zorlanabileceğine dair de düşündüren bir film. "
![]() "Mazi Yarası… Kendini pürüzsüz anlatan bir film. Hiçbir iddiası veya bir mesaj vermek gibi bir çabası yok."
![]() "Filmi seyredin, afişi daha iyi anlayacaksınız"
|
RSS ve XML Servislerimiz
|
|||||||