|
90'lı yıllara damgasını vuran ve mistik atmosferiyle kendisini diğer sezonluk dizilerden otomatik olarak soyutlamayı başaran “The X-Files: I Want to Believe / X-Files: İnanmak İstiyorum”, ajanlık meselelerinden elini eteğini çekmiş Mulder ve Scully'nin tekrardan görev başına çağrılmasını ve karmaşık döngüyü aynen dizide olduğu gibi bu ikilinin çözümlemesini konu ediyor.
Dizinin sezon bölümlerini daha önce izlemeyenler için kısaca diziyi hatırlatmakta yarar var. Hatırlanacak olursa dizinin beyazperdeyi ilk ziyareti bundan on yıl önceye dayanıyor ve diziyle aynı adı taşıyan filmde, uzaylıların adının geçtiği bir komplo açığa çıkarılıyordu.
Sezon bölümlerini takip edenlerin yakından bildiği gibi X-Files, FBI'da yüksek fizikten, şeytana tapanlara, gözü dönmüş şiddet tarikatlarına, uzaylıların istilasına dek karanlıkta kalmış ve açıklanamaz olarak nitelendirilen bütün dosyalara verilen addır.
Olaylara yaklaşımları farklı, iki FBI ajanı Fox Mulder ve Dana Scully, günümüz Amerika'sında çözülmemiş bu en gizemli dosyaları araştırmaktadır. Murder asidir, hayalcidir, yıllar süren araştırmaları sayesinde edindiği tecrübeler ve bilgiler neticesinde ele aldıkları davaların geneline tamamen alternatif ve genelde gerçeküstü bir bakış açısından yaklaşmayı tercih eder. Scully ise FBI ajanlığının yanı sıra aynı zamanda gerçekçi bir doktordur. Mulder'ın tersine davalara mantıksal düzeyde yaklaşır ve onun ortaya attığı alternatif teorileri her zaman bilimin getirdiği kuşkuculukla değerlendirir.
Dizinin 1998 yılında beyazperdeye aktarılan ilk filmi “Fight The Future” isimli yapımın üzerinden tam 10 sene geçti ki bu seferde ikinci filmle, hem de Mulder'ın FBI'daki ofis duvarında asılı olan posterde yazılı olan sloganıyla yani “I Want to Believe / İnanmak İstiyorum” ismiyle severleriyle buluştu.
Öncelikle X-Files: İnanmak İstiyorum”da dizinin birkaç yıl ilerisinden devam ettiğine şahit oluyoruz. Fox Mulder ve Dana Scully sonunda FBI'dan ayrılmışlardır. Mulder, uzaylılar üzerinde araştırma yaparken Scully ise beynindeki tümör yüzünden ölmek üzere olan bir çocuğu iyileştirmek için aşırı deneysel yöntemler kullanmak ister.Scully'nin getirmiş olduğu bu öneri her ne kadar çalıştığı Katolik hastanenin yöneticilerini mutlu etmese de kararını uygulama konusunda bu sefer taviz vermez. Bu kararlılık konusunda medyumun kendisine vermiş olduğu mesajın da etkisi büyüktür. Kaldı ki her zaman mantığıyla hareket eden Scully'nin psişik güçleri had safhada olan bir medyumun tek bir sözüne takılı kalması ve yapmak istediği alternatif tedavide içinden geçen sese kulak vermesi, bu tarz psişik güçlerin inanç kavramı üzerindeki etkisini bir nebze de olsa sorgulamamıza yol açtı.
Olay döngüsü her ne kadar Mulder ve Scully üzerine kurulmuş olsa da bu ikiliyi tamamlayan diğer kişiler ise elbette ki FBI ajanları Whitney ve Drummy'dir. Bu başarılı iki ajan, problemli bir geçmişe sahip Peder Joe'nun psişik yeteneklerini kullanarak buzun altında gizlenmiş cesetlere ulaşırlar. Cesetlerin sayısı ve anormal öldürülüş teknikleri yükseldikçe ajanlar bu tür meseleleri çözümlemede ustalaşan Mulder ve Scully ikilisinin yardımına sığınmak durumunda kalırlar.
Yönetmenlik koltuğuna oturan Chris Carter, Kuzey Virginia'nın karla kaplı karanlık ve soğuk mekanlarını ustalıkla kullanarak her daim ürpertici bir atmosfer yaratmayı başardığı “The X-Files: İnanmak İstiyorum” da seyirciyi beyazperdeye kilitleyerek, dizi tadında bir film keyfi yaşatmayı ustalıkla başarıyor.
Filmin genelinde verilen mesajda da olduğu gibi “Gerçeği bulmak için önce inanmalısınız” . Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir. Herkese şimdiden keyifli ve iyi seyirler…
|
RSS ve XML Servislerimiz
|
|||||||