Aloha Sinema 2008 Film Arşivi
Site Haritası
İletişim - Bize Yazın
Kredi Cafe
Tüketici kredisinin avantajları. İhtiyaç kredisi nedir? Araç kredileri. Kredi kartına taksit imkanları, borç transferi, ATM'lerden nakit çekme, internette kredi kartı kullanımı üzerine aradığınız herşey.
Şantaj - Deception
İzleyici ve Box Office
39.627 izleyici
336.716 TL

Şantaj   Deception
Yönetmen Marcel Langenegger
Oyuncular Hugh Jackman, Ewan McGregor, Michelle Williams, Lisa Gay Hamilton, Maggie Q, Natasha Henstridge, Lynn Cohen
Senaryo Mark Bomback
Yapımcılar Robbie Brenner, David L. Bushell, Christopher Eberts, Hugh Jackman, Arnold Rifkin, Marjorie Shik
Görüntü Yönetmeni Dante Spinotti
Prodüksiyon Tasarımı Patrizia von Brandenstein
Kostüm Tasarımı Sue Gandy
Sanat Yönetmeni John Kasarda
Kurgu Douglas Crise, Christian Wagner
Özgün Müzik Ramin Djawadi
Yapımcı Şirketler Seed Productions, Rifkin-Eberts
Türkiye Dağıtımı Warner Bros. Türkiye / Fida
Gösterim Tarihi 16 Mayıs 2008
 Film Arşivi  

  Şantaj - Deception Filmi Yapım Bilgileri

 Şantaj - Deception
Hugh Jackman'ı Wyatt Bose rolünde, Michelle Williams'ı kısaca "S" olarak bilinen esrarengiz bir kadın rolünde izliyoruz.

"Bu gece boş musun?"

Yeterince basit bir soru ama bir adamın bu soruya verdiği yanıt hayatını sonsuza dek değiştirecek. İşte o adam Jonathan McQuarry (Ewan McGregor). New York'ta gücü elinde tutanların sularında sürüklenen isimsiz bir adam olan Jonathan için “Hep çalış, hiç eğlenme” anlayışı önemsizdir. Onun için daha çok “Hep çalış, hiç yaşama” anlayışı geçerlidir.

Ama tesadüfen tanıştığı karizmatik şirket avukatı Wyatt Bose (Hugh Jackman), Jonathan'ı sadece seçkinler için var olan bir New York şehriyle, Manhattan'ın üst düzey yöneticilerinin yozlaşmış oyun alanıyla tanıştırır. Wyatt'ın dünyasında, erkekler dört bin dolarlık takım elbiseler giyer ve kravatlarını gevşettiklerindeyse buharlı yeraltı odacıklarına girerler; kadınlar ise ölümcül güzellikte ve müsaittirler. Günde on sekiz saat çalışan bu güçlü borsa simsarlarının kişisel bir hayatı olabilir mi? Onlar için “Liste” adında bir tür seks kulübü vardır ve cep telefonundan arayıp, dört kelime söylemeleri (“Bu gece boş musun?”) cinsel açıdan doyurucu bir gecenin başlangıcı olabilmektedir.

Jonathan'ın ilk fethinin (ya da tam tersi) dediği gibi bu, “karmaşa olmadan yakınlığın” olduğu bir dünyadır ve böylece Jonathan kendinde var olduğunu bile bilmediği bir özelliği keşfeder. Öte yandan genç adamın sadece “S.” (Michelle Williams) olarak bildiği son derece çekici ve gizemli bir kadınla girdiği ilişki, onu yine asla hayal bile edemeyeceği bir ihanet ve cinayet dünyasının da içine sokar.

Ewan McGregor (“Star Wars” serisi, “Trainspotting”), Hugh Jackman (“X-Men” serisi, “The Fountain”) ve Michelle Williams'ın (“Brokeback Mountain”) başrollerini paylaştığı, bir adamın tuhaf ve erotik kendini keşfetme serüvenini konu alan psikolojik gerilim “Deception/ Şantaj”, yönetmen Marcel Langenegger'in ilk yönetmenlik denemesi.

Yapım Hakkında

Yönetmen Marcel Langenegger ilk iş gününde ofisini sinema afişleriyle donanmış buldu. Bu durum karşısında yönetmenlik için sıradışı bir görevi daha yerine getirdi: İç dekorasyon… Langenegger o günü aktarırken yüzünde bir tebessüm var: “'Bütün afişleri indirin' dedim. Ofisimin duvarında olmasını istediğim tek resim Edward Hopper imzalı bir tabloydu. Odada oturmuş pencereden bakan bir adam tablosuydu bu. Çok yalnız bir karakter. O resmi ilk gördüğümde, `Bu Jonathan' dediğimi hatırlıyorum”.

Langenegger senaryo için de şunları söylüyor: “Senaryoyu ilk okuduğumda, gerilim içeren öğeleri çok ilgimi çekti. Çok başarılı ve zekice bir senaryoydu; bana Hitchcock'un akıl oyunlarına dayanan senaryolarını hatırlattı. Jonathan bu tür şeylere çok açık. Bence bunun nedeni böylesine yalnız olması. Sanki tamamen sessiz bir odaya hapsedilmiş gibi… Soyutlanmışlığı, yalnızlığı hakikaten hissedebiliyorsunuz”.

Seed Productions'ın ilk yapımı olarak “Deception/ Şantaj”ı seçen Hugh Jackman da Langenegger'in vizyonunu paylaşıyor. (Filmin yapımcılarından olan Jackman aynı zamanda filmde, Jonathan'la dostluk kurup, onu psikolojik hapishanesinden kurtaran Wyatt karakterini canlandırdı). “Senaryoda çok taze bir soluk olduğunu düşündüm” diyor Jackman ve ekliyor: “Çok yeni bir şeye sahipti. Zekice ve seksiydi. Sizi hiç görme imkanı bulmadığınız bir dünyaya götürüyordu. Birçok gerilim filmi eğlenceli olsalar da, insana biraz saçma gelebilir. Filmden çıkarken, `Hadi ama! Asla böyle bir şey olmaz!' diyebilirsiniz. Ama “Deception/ Şantajdaki şey pekala olabilir. Öyle bir dünya var olabilir. Çünkü cep telefonlarına ve pahalı takım elbiselerine rağmen insanlar tıpkı Jonathan gibi başkalarından kopuk ve yalnız hissedebilirler. O, insanların özdeşleşebileceği biri ve filmdeki serüveni muhteşem."

Jonathan'ı canlandıran Ewan McGregor da bu görüşe katılıyor: “Gerilim senaryoları çoğu zaman standart gibi görünebiliyor ama `Deception/ Şantaj'da fazlası var. Her şeyden önce çok iyi yazılmış bir senaryo. Ayrıca Jonathan'dan ve onun hayattan kopmuşluğundan çok etkilendim. Gerilim filmlerinin merkezinde görmeye alıştığınız türde bir karakter değil”.

 Şantaj - Deception
Ewan McGregor'u Jonathan rolünde, Hugh Jackman'ı da Wyatt Bose rolünde izleyeceğiz.

Yapımcı Arnold Rifkin'in de özellikle ilginç bulduğu şey hikayenin bu sıradışı öğesi, yani karakterin dünyadan kopmuşluğuydu. Rifkin bu konuda şunları söylüyor: “Hikayenin masumiyeti beni derinden etkiledi. Karşımızda kimliksiz bir yaşam süren genç bir adam var. Jonathan gibi yalnızlık çeken yüz binlerce insan var”. Senarist Mark Bomback “Deception / Şantaj” filminin konusunu Rifkin'e ilk olarak kahve içtikleri sırada açtı. “Daha kahvelerimiz bitmeden fikri benimsemiştim” diyor Rifkin. Senaryonun sonraki taslakları Bomback'le birlikte Patrick Marber tarafından kaleme alındı.

Langenegger gibi yapımcı John Palermo da “Deception/ Şantajda Hitchcock öğeleri gördü. “Bana kalırsa, son yıllarda sinemacılar gerilimi neredeyse sadece korku türünde kullanır oldular” diyen Palermo ve yapımcı (“Deception/ Şantajı “Marathon Man” ve “Klute” gibi eski ekol bir film olarak gören) Robbie Brenner bu filmi sinemacılığın daha erken dönemlerine ait bir çalışma olarak kabul ediyorlar. Palmero, “Bence “Deception/ Şantaj” gerilim filmlerinin karakter merkezli hikayeler olabileceğinin bir kanıtıdır. Temaları buna uygun ayrıca içindeki karakterleri önemsiyorsunuz” diyor.

McGregor ise canlandırdığı karakter için şunları söylüyor: “Jonathan sıradan bir esas adam değil. Öncelikle insanlar yanındayken bile ondan orada değilmiş gibi söz ediyorlar. O dünyadan soyutlanmış, kendisine insanlarla duygusal bağlar kurma izni vermeyen biri. Ama sonra `S.'ye aşık oluyor. Üstelik bence çok derin bir aşkla bağlanıyor. Oldukça yoğun bir aşk hikayesi bu. Birçok açıdan Jonathan'ı oynamak onu soymak gibiydi. Açmakta olan bir çiçeği oynamak gibiydi değişik katmanları gün be gün hayatla tanışan bir çiçeği”.

Langenegger ise şunları ekliyor: “Bence insanlar Jonathan'ı gerçekten anlayabilir ve onunla özdeşleşebilir. Hepimizin kendini yalnız dünyadan soyutlanmış hissettiği anlar olmuştur. Ama Jonathan'ın durumunda bu soyutlanma hayatına hükmetmeye başlamış. Ofisinde, dairesinde, şehrinde ve zihninde hapis kalmış. Kendi dünyasında bir turist gibi adeta”.

Langenegger'in Jonathan'a duyduğu ilgi karakterin yalnızlığından çok daha ötesine uzanıyor; onu esas cezbeden, Jonathan'ın yolculuğu. McGregor bu konuda, “Marcel, Jonathan'ın doğuşuyla ilgili düşünce üzerinde fazlasıyla durdu” diyor ve ekliyor: “Jonathan'ın hayat bulması benim de hoşuma gitti. `Deception/ Şantaj' gerçekten de bunun aşamalarını ele alıyor. Bazen korkunç deneyimler sayesinde olgunlaşabilirsiniz. Bence filmde Jonathan'ın yaşadığı kabus da onun değişim geçirmesini esas sağlayan şey. Bir bakıma özgür kalıyor. Adeta yeniden dünyaya geliyor”.

“Ewan'ın özelliği kendi sınırlarını çok iyi bilmesi” diyen Langenegger, bunu şöyle açıklıyor: “Jonathan karakteri çoğu zaman boş boş oturuyor. Koltuğunda bir telefon gelmesini bekliyor ya da dizüstü bilgisayarında çalışıyor. O sahnelerde, tek kelime etmeden izleyiciye bir şeyler verebilecek bir oyuncu bulmak konusunda endişeliydim. Ama Ewan, Jonathan'la ilgili en akıl almaz düşlerimi bile daha ilk seferde hayata geçirdi. Oyuncu olarak yaptığı her şeyde bir incelik var olağanüstü yetenekli bir aktör”.

Jackman da McGregor'ı “her açıdan filme büyük bir katkı” olarak niteliyor ve aktörün Jonathan karakterine getirdiği “incelik ve becerinin filmin çok özel olmasını sağlayan önemli bir unsur” olduğunu belirtiyor. Öte yandan oyuncu olarak günlük kayıtları hiç izlemeyen Jackman için McGregor'ın performansı bu alışkanlıkta bir değişime yol açtı. “Artık bir yapımcı olarak elbette günlük kayıtları izliyorum” diyor Jackman ve ekliyor: “Ama Ewan söz konusu olunca, her kaydı izliyorum. Oyunculuktan gerçekten büyük keyif aldığını görüyorsunuz. Her bir kayıtta ince farklar var. Ewan hep çalışıyor ve sahneyi hayata geçirmek için özel bir şey yapıyor”.

 Şantaj - Deception
Michelle Williams ile Hugh Jackman...

Jackman sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ewan'ın Michelle'le sahnelerinde müthiş bir elektrik, bir kıvılcım var. Adeta bulaşıcı bir şey bu. Onları gerçekten bir çift olarak algılıyorsunuz”. McGregor'la sahneleri için Michelle Williams da, “Kamera önünde paslaşabildiğiniz bir oyuncuyla aynı sahneyi paylaşmaktan güzeli yoktur” diyor.

Yapımcı Palermo “Deception/ Şantaj”ın ilk okumasından itibaren, zorlu bir rol olan Jonathan'ı McGregor'ın mükemmel bir şekilde oynadığını ifade ediyor. Yapımcı Brenner da, McGregor'ı “çok zeki ve davetkar” olarak niteliyor ve “onun içine dönük bir insandan kendi kaderinin kontrolünü eline alan kurnaz ve insanları parmağında oynatan birine dönüşümü izlemenin harika” olduğunu dile getiriyor.

Öte yandan Jonathan, kaderini yeni arkadaşı Wyatt Bose kadar doğal bir şekilde şekillendiremiyor. Wyatt'ı canlandıran Jackman, karakterini şöyle tanımlıyor: “Oldukça Makyavellivari bir karakter. İnsanları parmağında oynatıyor. Zeki, çekici, karmaşık ve gizemli bir kişilik. Wyatt dünyayı avucunun içinde görüyor. Etrafında olmak istediğiniz türde biri”. Yapımcı Brenner ise, “Hugh'nun cazibesi öylesine bulaşıcı ki onu kadınları baştan çıkaran birini oynarken izlemenin müthiş olacağını düşündüm” diyor.

Langenegger da bu görüşe tüm benliğiyle katıldığını şu sözlerle ifade ediyor: “Hepimiz Hugh'nun inanılmaz bir aktör olduğunu biliyoruz. Erkeksi gücünün farkında olan, çok fiziksel bir oyuncu. Ayrıca çok geniş bir duygu yelpazesine sahip. Hemen hemen her şeyi yapabiliyor. Daha ilk geldiği gün, Wyatt'tı”. Langenegger bir sahnede Jackman'a biraz “dolaylı bir talimat” vererek, Wyatt'ın Jonathan'ı bir hamamböceği gibi görmesini istediğini söylüyor ve “Hugh bu küçük fikri alıp, sahneyi bambaşka bir şeye dönüştürmekte kullandı. Onunla çalışmak harika bir deneyimdi. Bana sanki Hugh Jackman'ın yapamayacağı hiçbir şey yokmuş gibi geliyor” diyor.

Jackman ise şu yorumu getiriyor: “Tüm oyuncular daha gizemli karakterler canlandırmayı severler. Bu tür roller pek sık karşıma çıkmıyor. Wyatt'ın amaçlarından hiçbir zaman emin olamıyorsunuz. Ne kadar çekici ve gizemli olsa da, muhtemelen ona uymamanız gerektiğini hissediyorsunuz. Başınız belaya girebilir”.

Öyle de oluyor. Bela, Williams'ın canlandırdığı “S.” karakterinin göbek adı olabilir. Williams, canlandırdığı karakter için, “Kötü kararlar veriyor, yanlış kişilerle bir arada” diyor ve ekliyor: “O bir çingene ve güvenilmez bir kız. Daha önce onun gibi birini hiç canlandırmamıştım. Bu yüzden, `S.' benim için gerçek bir meydan okumaydı”.

Öyle de olsa, Langenegger daha ilk karşılaşmalarında Williams'ın “S.” olduğunu anladı. “Karşıma oturduğunda son derece yalındı. İçindeki kırılganlığı gördüm. Öylesine açık ve çaresiz görünmesine rağmen içinde çok büyük bir güç de barındırıyordu. `S.' oldukça karmaşık bir karakter. Yüzeyde, gerilim filmlerinin tipik `femme fatale'i (bir komplonun parçası olan güzel kadın) gibi görünse de, ben `S.'in daha büyük bir derinliğe sahip olmasını, böyle bir rolden beklenmeyen bir şey eklemeyi arzu ettim. Michelle'in kırılgan görünümü `S.' için mükemmeldi çünkü bu durum onun başkaları tarafından kontrol edilmesine ve yaralanmasına olanak tanıyor. Sadece birkaç sahnede bu kadar çok şeyi aktarmak gerçekten çok özel bir aktris olmayı gerektirir”.

“Marcel, rolü Michelle'e vermeye kararlıydı” diyor yapımcı Rifkin ve ekliyor: “Bazen işte bu kadar basittir”. Ama aktristin rolü kabul etmesi o kadar kolay olmadı ve hatta Langenegger en sonunda Williams'ı arayarak telefonda ona şarkı söyledi.

Langenegger o görüşmeyi şöyle aktarıyor: “`Jane's Addiction' adlı grubun `Jane Says' adlı şarkısını söyledim çünkü bu şarkı bana `S.' karakterini düşündürdü [bu arada şarkının sözlerini mırıldanıyor: `Jane hiç aşık olmadığını söylüyor. Sadece biri onu istediğinde bunu anlıyor']. Michelle'e bu şarkıyı söyledikten sonra ona, `Bu senin rolün. Jonathan'la ilk karşılaştığında, aşk denen bir şey olduğunu henüz keşfeden bir genç kızsın. İşte bu yüzden karakterin çok zor ama bir o kadar da harika' dedim. Bunun üzerine `Tamam, oynayacağım' dedi”.

 Şantaj - Deception
Hugh Jackman ile Michelle Williams ikilisi filmin bir sahnesinde...

“S.' saldırgan ve özgüvenli, güçlü ve cinsel. Tüm bunları daha önce gerçek anlamda hiç işlememiştim” diyor Williams ve ekliyor: “Ama filmin sonunda kendini buluyor. Bir kimliği var ve kendisine insanı değiştiren bir aşk vaat ediliyor”.

Williams için, “Bu kadar güzel oluşu insanı adeta şoke ediyor” diyen Jackman, şöyle devam ediyor: “Öylesine gizemli ve baştan çıkarıcı ki sizi kendine çekiyor; buna engel olamıyorsunuz. `S.' ve Jonathan'a tamamıyla vuruluyorsunuz. Michelle ile Ewan arasındaki elektrik inanılmaz. Bu onları unutamadığınız sinema çiftleri arasına sokuyor. Onların birlikte olmasını istiyorsunuz”.

McGregor, Williams'la paylaştığı sahneler için şunları söylüyor: “İkimiz de kendimizi akışa bıraktık ve sahneler üzerinde önceden çok fazla çalışmak istemedik. Böylece kameralar çalışmaya başladığında, birlikte çalıştık ve yarattık. Sahneleri beraberce bulmaya çalıştığımızda gerçek bir oyun hissi oluştu. Michelle'le sahnelerimiz bence hakikaten çok lezzetliydi”.

Langenegger'in oyuncu bulmak için endişelenmesi gerekmeyen tek “karakter” New York şehriydi. Yapımcı David Bushnell'in de belirttiği gibi “New York `Deception/ Şantaj''ın başrol oyuncularından biriydi ve ekip çekimleri orada yapması gerektiğini biliyordu”. Her ne kadar filmin bazı kısımları Madrit'te, La Plaza Mayor ve Paseo del Prada civarlarında çekildiyse de, New York şehrinin “Deception/ Şantaj'a enerjisi ve mistisizmini veren çok önemli bir parçası olduğu yadsınamaz.

“New York'ta çekim yapmak kolay değildir. Pek çok engel söz konusudur. Ama hiçbir şehir New York'un yerini tutamaz” diyen Langenegger, şöyle devam ediyor: “Bu yüzden, örneğin ofis ve otel gibi mekanları tararken şehrin panoramasına sahip, manzarası güzel yerler seçmeye çalıştım. Hopper'ın tablosunda olduğu gibi yalnız adam içeriye hapis olmuşken, dışarıda onun dünyasının bir parçası olmayan güzel bir şey olmalıydı. Dolayısıyla Jonathan'ı cam kutusunda görebildiğimiz, dışarıda ise onun ait olmadığı güzel Manhattan dünyasının yer aldığı mekanlar bulmaya çalıştım”.

Williams da Langenegger gibi kendini New York'ta çekim yapmanın cazibesine kaptırdığını şu sözlerle dile getiriyor: “Filmin çoğu, geceleri çekildi. Ben bunu tuhaf bir şekilde büyüleyici buluyorum; günün o bölümünde uyanık olmak gerçekten büyüleyici. Şehrin kalanı uykudayken siz metrodasınız, çalışıyorsunuz. Bunda son derece romantik bir şey var”.

Öte yandan, her ne kadar bu filmde “New York'a aşık olduğunu” itiraf etse de, ”Ewan McGregor için “Deception/ Şantaj”'da yer almanın en heyecan verici yanı Langenegger'la çalışmaktı. Aktör, “İlk kez yönetmenlik yapan biriyle çalıştığınızda, en tutkulu çalışmasını ortaya koyan, elinden gelenden bile fazlasını yapan biriyle çalıştığınızı düşünüyorum” diyor ve ekliyor: “Marcel'den ve coşkusundan gerçekten çok etkilendim. Çok ilginç fikirleri vardı ve bu fikirler sahneleri sayfalardan alıp bambaşka bir düzeye taşıdı. Onun size verdiği ufacık bir mesaj o ana tam oturuyor ve sahneyi açığa çıkartıyordu”.

McGregor sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bence yanına çok iyi bir ekip almış. Kamera etrafındaki herkes çok yaratıcı. Kamera “A” operatörü Duane Manwiller olağanüstü biri. El kamerasını çok iyi kullanıyor. O sahneleri çekerken birçok kez birbirimizle dans ediyormuşuz gibi hissettim”.

Langenegger ise, “Bu filme giderken kameranın etrafında çok rahat bir ortam yaratmak istedim” diyor ve ekliyor: “Oyunculara özgürlük sağlamanın onlara da bana da faydası olacağını düşündüm çünkü onlar rahat hissettiklerinde ben de rahat hissediyorum. Kameranın çevresinde çok rahat bir ortam yaratmalıydım ki kameralar bir şekilde görünmez olsunlar, orada  oldukları hissedilmesin bile. Bu yüzden yeni Genesis kameraları kullandık”.

Getirilerine karşın dijital Panavision Genesis kamera kullanma konusu hafife alınmamalı. Langenegger artık bu konuda gülebildiğini söyleyerek, “Genesis mi normal film mi konusu görüntü yönetmenimiz Dante Spinotti'yle giriştiğimiz felsefi bir tartışmaydı. Ben şerit film kullanmak istedim, o ise dijital kayıt yapmak istedi. Bu yüzden gerçek bir çıkar çatışması yaşadık. Bazı günler sete gelip, “Genesis kullandığımız için gözüme uyku girmiyor' diyordum. Diğer günlerde ise Dante aynı şeyi söylüyor, `Marcel, uyuyamıyorum' diyordu”.

Ne var ki Langenegger ve Spinotti'nin uykusuzluklarının tek sebebi bireysel tutkuları değildi. İkili (Langenegger'in deyişiyle) Alpler'de aynı “tepede” büyümüş iki iyi arkadaşlar; fakat ayrı iki nesilden ve tepenin iki ayrı yakasından geliyorlar: Spinotti İtalyan, Langenegger ise İsviçreli. “Bir şekilde paylaştığımız özel bir şeyler var, yemeklerimizde, dünyaya bakışımızda” diyor Langenegger ve ekliyor: “Birbirimizi çok kolay anlıyoruz”. Ünlü görüntü yönetmeni Spinotti ve Langenegger yıllar içinde reklamlarda birlikte çalışarak dostluklarını ilerlettiler. Hatta Spinotti, SEED Productions “Deception/ Şantaj” projesine başladığında, Langenegger'ı Hugh Jackman'a ilk önerenlerden biriydi. Jackman, Spinotti'nin taklidini yaparak “`Sana Langenegger adlı bir çocuktan söz etmem lazım. Bak sana söylüyorum, aradığımız kişi o' dedi” diyor. Fakat bu yakınlığın getirdiği bir bedel de vardı. Langenegger bu konuda, “İkimiz de biraz dik kafalıyız. Sanırım bunun dağlarda büyümüş olmakla ilgisi var. Bilirsiniz karşınızda hep kayalıklar var” diyor.

Yapımcı Bushell ise şu noktaya dikkat çekiyor: “Yeni ekolden genç bir sinemacının eski teknolojiye ait klasik film kullanmak isterken, mesleğinde zirveye ulaşmış eski ekol bir sinemacının yeni teknoloji olan dijital kamera kullanmak istemesi bir bakıma ilginçti”. Langenegger şunu ekliyor: “Dante'nin bana şöyle söylediğini hatırlıyorum: `Sen gençsin, yeni şeylere açık olman lazım! Genesis'e taraf olman lazım. Teknoloji ve ilerlemeyi desteklemen lazım! İnsanlık tarihi ileriye gitme ruhuyla ve eski moda şeylere saplanıp kalmamayla ilgilidir'”. Nihayet ikili ortak bir noktada buluştular. Yönetmen bunun için “Dante'yle bir şeyleri tartıştığımızda hep olduğu gibi” diyor. Langenegger ve Spinotti filmi kabaca gece ile gündüz arasında bölmeye karar verdiler. Gündüzleri standart film, geceleri ise Genesis kullanacaklardı (yine de, sonunda, gündüz çekimlerinin bazılarını da Genesis'le yaptılar).

Spinotti tartışmada kendi savını şöyle açıklıyor: “Bir filmin görüntüsü belirlemeye çalışırken, sadece görüntüyü belirlemeye çalışmazsınız. Esasen bir dil ararsınız. Her filmin farklı bir dilde yapıldığını düşünün. Film sanki Almanca, İspanyolca, İtalyanca ya da İngilizce çekilmiş gibi. Her film konuşur ve dili kamera tarafından farklı bir şekilde yazılır”.

Görüntü yönetmeni şöyle devam ediyor: “Genesis'le, sesin gelişiminkine benzeyen bir dönüşüme tanık olduğumuza inanıyorum. Genesis kamerasının yaptığı şey karanlığın dünyasını, gecenin dünyasını yakalamak ki akşamdan bir sonraki sabaha uzanan saatlerin görsel dünyasını gerçekten irdeleyebilesiniz yani karanlıklar dünyasını”.

Normalde bir sahne gece çekildiğinde, set öylesine ışığa boğulur ki oyuncular için de çekim ekibi için de neredeyse gündüz çekim yapmaktan farkı kalmaz ama filmin son hâlinde gece gibi durur. Genesis kamerayla ise sadece mevcut ışık kullanılarak gece çekimi yapılabilir. “Genesis'in hassasiyeti çok güçlü” diyor Spinotti ve ekliyor: “Bu sayede gölgeleri normal filmden çok daha iyi gösterebiliyor. Bunun sayesinde, görüntülere farklı bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Bir şeyleri değiştirme gereği duymadan, orada olan şeyin büyüsünü yakalayabilirsiniz. Bunu yapmak, tüm filmi çok daha inandırıcı kılar”.

Spinotti ile Langenegger'in üzerinde uzlaştığı bir başka konu da Genesis'le çekim yaparken eski Ziess lensler, normal filmle çekim yaparken yeni Prima lensler kullanmaktı. Langenegger bu konuda, “Daha eski lensler kullanarak dijital görüntüleri biraz yumuşattık. Normal filmle çekim yaparken de dijital görüntülere daha iyi uyum sağlaması için olabildiğince keskin görüntüler elde etmeye çalıştık. Ana fikrimiz 70 mm.lik filmlerin görüntüsüne elimizden geldiğince yaklaşmaktı”.

Yönetmen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tartışmamız bir şişe şarabı beraberce yudumlarken başladı. Dante'yle hem tartışmaya hem de şarap içmeye devam ettik ve sonunda bu şekilde yapmaya karar verdik. Sanırım filmin baskısını tamamladıktan sonra da bir şişe daha şarap açıp, nihayet tartışmayı noktalayacağız”.

Ünlü yapım tasarımcısı Patrizia Von Brandenstein ve kostüm tasarımcısı Sue Gandy, Spinotti ile Langenegger'in nasıl çekeceklerine karar vermeye çalıştıkları sahne ve görüntülerin yaratımında bel bağlanılan diğer iki kişiydi. “Jonathan her 3-4 günde bir farklı şirketlere gidiyor ama hiçbir zaman ziyaret ettiği şirketin bir parçası olmuyor” diyen von Brandenstein, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yani bir bakıma bu ofisler hep aynı. Zenginlik açısından sanırım küçük çaplı farklar var ama özünde hepsi `iş dünyasının' bir parçası. Ancak Jonathan, Wyatt sayesinde New York'un çılgın yüzüyle tanışıyor. Ben bu yüzün Jonathan için ne denli büyüleyici ama bir o kadar da tehlikeli olduğunu göstermek istedim. Bu dünya parlak, yansımalı ve renkli dış yüzeylerle dolu ama altında karanlık var”.

Gandy de kendini Jonathan'ın iki dünyası arasındaki farkı vurgulamaya zorunlu hissetti. Bu konuda, “Büyük, renkli bir film olmayacak ama ara ara kırmızı, mavi ve altın rengi göreceksiniz. Kıyafetlerimin tasarımında ilham kaynağım Hitchcock'un kara filmleriydi (film noir). Genelde renksizlik hakim ama bir beyanda bulunmak için renge başvuruluyor. Marcel bana şehrin fotoğraflarını ve neyin nasıl görünmesini istediğini gösterdi. Bol miktarda çelik rengi, New York taksilerinin sarı rengi, kan kırmızı tonları ve canlı maviler ön plandaydı” diyor.

Ortaya çıkan sonuç, bu türü bir yandan yeniden şekillendirirken bir yandan da türe saygısını gösteren akıl almaz bir gerilimdi. Jackman bu konuda şunları söylüyor: “Marcel'in Dante'nin ve tüm ekibin yaptığı şey `Deception/ Şantaj'da değişken ve samimi bir atmosfer yaratmaktı. Ortaya çıkardıkları şey bir bakıma rüya gibi… İnanılmaz seksi ve belki biraz karanlık. Tüm film insanı cezbediyor. Sizi telaşa sürüklemiyor; normal gerilim filmleri gibi bir formüle oturtmuyor. İnsanı içine çekiyor sadece”.

Aktör-yapımcı sözlerini şöyle noktalıyor: “Öte yandan tam anlamıyla bir korku treni gezisi gibi. Filmde pek çok zekice sürpriz ve dönemeç var. Sizi çok seksi bir geziye çıkarıyor. Disneyland'de yaşayacağınız türde bir gezi değil bu”.

 Prodüksiyon bilgileri Warner Bros. tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır.

Aloha Sinema 2008 Film Arşivi
2001 Filmleri   2002 Filmleri   2003 Filmleri   2007 Filmleri   2008 Filmleri   2009 Filmleri   2010 Filmleri   2011 Filmleri
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024/768 ve 1280/1024 çözünürlükte görüntülenir.
Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2011    RSS Kaynağımız   XML Site Haritası   HTML Site Haritası
E-Mail Us