|
Macera Adası - Nim's Island
|
|||||
Yönetmenler Jennifer Flackett, Mark Levin
Oyuncular Abigail Breslin, Jodie Foster, Gerard Butler, Alphonso McAuley, Morgan Griffin
Seslendirenler Meltem Cumbul, Halit Ergenç
Senaryo Mark Levin, Jennifer Flackett, Paula Mazur, Joseph Kwong
Yapımcı Paula Mazur
Görüntü Yönetmeni Stuart Dryburgh
Prodüksiyon Tasarımı Barry Robison
Kostüm Tasarımı Jeffrey Kurland, Kurgu: Stuart Levy
Set Dekorasyonu Rebecca Cohen
Özgün Müzik Patrick Doyle
Yapımcı Şirketler Walden Media, Film Farm
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik / Fida Film
Gösterim Tarihi 18 Nisan 2008
|
||||||
Macera Adası - Nim's Island Yapım Bilgileri
Facebook'ta Paylaş.
|
||||||
Adalı kızın yürekten çağrısını kahraman duyunca...
Sevgili Alex Rover,
Babam denizde kayboldu ve adamız işgal edildi.
Size ihtiyacım var Alex Rover!
Nim'in Adasında her an herşey olabilir. Burası hayal gücünün coştuğu, maceraların hüküm sürdüğü egzotik bir adadır. Burada Nim adlı (Abigail Breslin) özgür ruhlu ve enerjik bir genç kız yaşar. Çevresi egzotik hayvan dostlarıyla doludur. İlhamını efsanelerden ve kitaplarından alır. Favori edebiyat kahramanı, dünyanın en büyük maceraperesti olan Alex Rover'dır. Yaşadığı tropik ada tehdit altına girince yardım etmesi için kahramanına başvurur.
Ancak Nim'in bilmediği bir gerçek vardır. Çok sevdiği Rover kitapları serisinin ünlü yazarı Alex(andra) Rover (Jodie Foster) aslında bir kadındır. Üstelik büyük kentteki apartman dairesinde doğadan çok uzakta tek başına yaşamaktadır. Korkak, çekingen ve yüreksiz bir insandır. Nim'den gelen mesaj üzerine dünyanın ücra köşesindeki bu adaya hiç istemeden gitmek zorunda kalır. Heyecanlı bir kişiliği olan Nim artık hayatının en büyük macerasıyla yüz yüzedir. Her ikisi aradığı cesareti Alex Rover karakterinin hayali yiğitliğinden alırken Nim'in Adasını kurtarmak için ihtiyaç duydukları gücü birbirlerinden alacaklardır.
Bir macera / komedi filmi olan “Nim's Island”, kendi hikayesinin kahramanı olma üzerine bir filmdir. Yapayalnız olduğunu düşünen bir genç kız ile herşeyden korkacak kadar cesaretsiz olduğunu düşünen olgun bir kadının, güçbirliği yaptığı takdirde hayallerinden çok daha fazlasını başarabileceğini anlatır.
Yönetmenliğini Mark Levin ile Jennifer Flackett'in üstlendiği “Nim's Island”ın senaryosunu Wendy Orr'un aynı adlı kitabından yola çıkarak Paula Mazur ile Joseph Kwong yazdı. Yapımcılığını Paula Mazur gerçekleştirdi. Başroldeki adalı kız Nim karakterini, “Little Miss Sunshine”daki performansıyla Oscar adaylığı kazanan Abigail Breslin oynadı. Alexandra Rover rolünde iki Oscar ödüllü Jodie Foster kamera karşısına geçti. “300 Spartalı” ve “P.S. I Love You”dan tanıdığımız Gerard Butler ise, Nim'in gerçek babası ve hayali kahraman Alex Rover olmak üzere iki rolü birden üstlendi.
Çekimleri Avustralya'nın ünlü Altın Sahili'nin plajlarıyla Hinchinbrook Adasının yağmur ormanlarında gerçekleştirilen filmin kamera arkası ekiplerinde, görüntü yönetmenliğini “The Piano” ve “Bridget Jones' Diary” ile adını duyuran Stuart Dryburgh; prodüksiyon tasarımlarını “Wedding Crashers”tan tanıdığımız Barry Robison; kostüm tasarımlarını “Ocean's Eleven”dan tanıdığımız Oscar adayı Jeffrey Kurland ve kurgu editörlüğünü de “Any Given Sunday”deki başarısıyla dikkat çeken Stuart Levy üstlendi.
Nim'in Adasını Bulmak
Yazar Wendy Orr, 2002 yılında yayınladığı “Nim's Island” adlı kitabında okurlarını macera dolu bir tropik ada ile biri genç kız, diğeri de olgun ve yetişkin kadın, iki kahramanla tanıştırdı. Bunlardan birisi, dünyanın ücra bir köşesindeki tropikal iklimin hüküm sürdüğü bir adada bilimadamı babası ve hayvan dostlarıyla İsviçreli Robinson Ailesi tadında heyecan dolu bir yaşam süren cesur yürekli genç kız Nim karakteriydi. Diğeri ise, en sıkı hayranı Nim'in yardım çağrısı gelinceye kadar büyük kentteki apartman dairesine gönüllü olarak kendini hapsetmiş ve dünyadan elini eteğini çekmiş, endişe ve korku içinde bir yaşam süren macera romanları yazarı Alex(andra) Rover'dı.
Kader Nim ile Alexandra'yı bir araya getirdiğinde iki insanın birbirinden bundan daha fazla farklı olamayacağı ortaya çıkar. Büyük maceralarla gerçek dostlukların heyecan dolu açlığını çeken genç Nim'in yüreği kıpır kıpırdır. Buna karşılık Alexandra'nın sinir sistemi çökmüş gibidir. Ancak çok önemli iki ortak noktaları olduğunu keşfetmeleri uzun sürmez. Bu ortak noktalarından birisi, hayal gücünün önemine duydukları büyük inanç, diğeri ise Alexandra'nın hayali kahramanı Alex Rover'a duydukları ortak sevgidir. Büyüleyici yerlere gitmelerinde ve daha sıkı bağlar kurmalarında Alex Rover'ın limitsiz cesareti onlara ilham verecektir. Üstelik bunu yapmak için sadece hayal etmeleri yeterlidir. Nim sonunda kendisini hayatının en büyük macerasının, -bir aile olma macerasının- tam ortasında bulacaktır.
Kitabın yazarı Wendy Orr, “Nim'in öyküsü hepimizin aslında zannettiğimizden çok daha cesur olabileceğimiz üzerine bir öyküdür. İster acımasız korsanlara karşı olsun, ister dünyayı tanımak için yaşadığınız apartmandan ayrılmak olsun, sonuçta hepimiz zannettiğimizden çok daha fazlasını yapabilecek güce sahibiz” diyor.
Los Angeles Times gazetesinde Orr'un kitabıyla ilgili olarak yayınlanan bir yazıda şu ifadeye yer veriliyor: “Yüksek dozda heyecan ve komedi boyutları içeren canlandırıcı bir öykü… Nim ve yaşadığı cennet adasıyla ilgili herşeye okurlar inanmak isteyeceklerdir.”
Film yapımcısı Paula Mazur, “Nim's Island”ı bundan birkaç yıl önce Santa Monica'daki bir kütüphanede keşfetti. Kitabın ismi ilgisini çekince çocuklarının da okuması için evine götürdü. Ünlü yapımcı bundan sonrasını şu sözlerle anımsıyor:
“Son derece iyi yazılmış güzel bir öykü olduğunu gördüm. Baba, kız ve yazar olmak üzere birbirinden güçlü karakterler olduğu gibi bunların kaderleri de birbirine çok iyi bağlanmıştı. Kitabı okurken, `Böyle bir film olsa görmeyi çok isterdim' diye düşündüğümü anımsıyorum. Özellikle de Nim karakterinin çok iyi bir rol model olduğunu düşünüyorum. Karşısına çıkan herşeye coşku, heyecan ve mizah gücüyle yaklaşmasını bilen, kafasına koyduğu şeyi mutlaka yapan bir kız…”
“Nim's Island”ın film haklarının satın alınmadığını öğrenince heyecanlanan Paula Mazur, hızla senaryoyu uyarladıktan sonra zaman kaybetmeden Walden Media ile iletişime geçti. Aile odaklı roman ve öykü kitaplarını olağanüstü yaratıcılık ve coşkuyla ekrana aktarmasıyla ünlenen Walden Media ile yapacağı işbirliği sonucunda ortaya kusursuz bir film çıkacağından emindi.
Walden Media ile yapılan anlaşmanın ardından senaryo yazarı arayışına geçildi. Paula Mazur ve Walden Media yetkilileri, bu zorlu görevin üstesinden geleceğini düşündükleri Mark Levin ile Jennifer Flackett'a verdiler. Aynı zamanda karı-koca olan Mark Levin ve Jennifer Flackett ikilisi, bugüne kadar senaryosunu yazıp yönettikleri çok sayıda filmi gerçekleştirmekle tanınıyorlardı. Bunlar arasında Manhattan'daki bir karate okulunda spor çalışması yaparken birbirine aşık olan 11 yaşındaki iki çocuğun öyküsünü anlattıkları “Little Manhattan” adlı film başı çekiyordu.
Projede çalışmayı kabul eden Levin ve Flackett, başta Nim karakteri olmak üzere Wendy Orr'un kitabında tanıttığı diğer insan ve hayvan karakterlerin hepsine hayran kaldılar. Mark Levin bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Etkilileyici bir film için aradığımız kaynağı bulmuştuk. Senaryoyu nasıl yazacağımız ve filmi nasıl yöneteceğimiz konusunda en büyük esin kaynağımız biricik kızımız oldu. Herşeyden önce kızımızın seveceği bir film yaratmak istiyorduk. Sadece seveceği bir film olmakla kalmayıp aynı zamanda onun kişiliğini de yansıtmalıydı. Çünkü bize göre kızımız, Nim karakterine çok benziyordu.”
Jennifer Flackett şunları ekliyor: “Çocukların hayal gücünü coşturan, onları maceradan maceraya koşturan böyle bir yapıtın özünü yakalamak bize heyecan verdi. Filmlerde kızların genelde ikinci planda kaldığını, onlar için sağlam roller olmadığını hepimiz biliyoruz. Başkahramanı bir genç kız olan böyle bir filmi kızımıza armağan etmek istedik. Her ikimiz de aile odaklı filmleri çok seviyoruz. Burada çocukluk ile genç kızlık arasındaki ince çizgide ilerleyen Nim'in öyküsü vardı. Bu öyküdeki potansiyeli gördük.”
Senaryo üzerinde çalışmaya başlayan Mark ile Jennifer, filmin özünü oluşturacağını düşündükleri unsurları belirlemeye başladılar. Mark Levin bu konudaki yaklaşımlarını şu sözlerle özetliyor:
“Kitapta anlatılan öykünün özünde karakterlerin iletişim / bağlantı kurma çabası vardır. Adadaki küçük kızıyla bağlantı kurmaya çabalayan bir baba; ihtiyaç duyduğu dakikada kahramanına ulaşmaya çalışan kız; dış dünyayla olduğu kadar her zaman olmak istediği kişilik ile de bağlantı kurmaya çabalayan bir yazarın öyküleri iç içe anlatılır. Ancak hepsinden önemlisi kendi kendisini restore etmeye / onarmaya çalışan bir aile sözkonusudur. Kitaptaki temalar bunlardı. Senaryo yazım aşamasından setlere kadar filmi yaratırken iletişim / bağlantı kurma çabasını daima ön plana aldık.”
Mark Levin ile Jennifer Flackett, kitaptaki temalara bağlı kalırken bazı eklemeler ve genişletmeler de yapmayı ihmal etmediler. Bunları filme daha çok dram unsuru katmak ve görsel heyecan eklemek için yaptıklarını kaydeden Jennifer Flackett, “Filmde olan herşey aynı zamanda kitapta da vardır. Ancak biz temel olayları alıp daha görkemli yapmak ve daha sinemasallaştırmak için genişlettik” diyor.
Nim'in Büyük Macerası: Genç aksiyon kahramanı rolünde Abigail Breslin...
“Nim's Island”ın odak noktasında hiç kuşkusuz Nim karakteri vardır. Uzak bir adada yaşayan Nim, bu tropik adanın el değmemiş güzellikleri içerisinde yaşayan atılgan ruhlu, çabuk hararetlenen, coşkulu, oldukça alıngan ve rengarenk bir genç kızdır. Kendisine en iyi arkadaşı olarak Selkie adını verdiği Deniz Aslanını seçmiştir.
Kitabın yazarı Wendy Orr, hayalinde bu çok özel karakteri yaratırken nasıl bir kişilik yapısı yüklediğini şu sözlerle açıklıyor: “Nim karakteri aklımda şekillenmeye başladığı andan itibaren onu ve adadaki yaşamını çok özel kılacak her özelliği yüklemeye çalıştım. Nim son derece cesur, sadık, güçlükleri yenme yeteneği olan, dirençli ve sağlam mizaçlı bir kızdır. Elbette bazı kusur ve eksikleri de vardır ama bunlar fazla göze batmaz. Yazarlar bazen herhangi bir karakteri yaratırken diğerlerinden daha çok severler. Benim açımdan Nim karakteri öyle oldu. Yazarken onu çok sevdiğimi hissettim.”
“Nim's Island”ın yapımcıları da aynı şekilde hissetmiş olmalı ki, bu karakter için oyuncu tercihi aşamasında bir ikilemle karşılaştılar. Komedi, aksiyon ve aile unsurlarını birleştiren böyle bir filmde istenen karmaşık performansı çok özel duygularla sergileyebilecek genç bir oyuncu nasıl bulunacaktı?
Yapımcıların ilk düşüncesi isimsiz bir oyuncu adayı bulmak için dünya çapında bir arama çalışması başlatmak yönündeydi. Ancak daha sonra fikirlerinde değişiklik oldu ve “Little Miss Sunshine” adlı komedi filmindeki başarılı performansıyla kendisini kabul ettiren Abigail Breslin üzerinde karar kıldılar. O filmdeki performansıyla henüz 10 yaşındayken Oscar ödülüne aday gösterilen Abigail Breslin'den daha iyisinin olamayacağını düşündüler.
Yapımcı Paula Mazur'un bu konudaki yorumu şöyle: “Abigail'in performansını görünce Nim karakteri için dünya çapında bir araştırmaya ihtiyacımız olmadığı net olarak ortaya çıktı. Kendisiyle tanıştığımızda Nim karakterini en iyi şekilde oynayacağından kesinlikle emin olduk.”
Yönetmenler filmin setinde Abigail'i o kadar yaratıcı buldular ki, çoğu zaman onun bir “çocuk oyuncu” olduğunu dahi unuttular. Mark Levin gözlemlerini şu sözlerle aktarıyor:
“Duygularını yansıtmakta son derece başarılıydı ama bunu taklitçi şekilde yapmıyordu. Rolünü oynarken o kadar içten ve samimiydi ki, özellikle Nim'in babasının izini kaybettiği sahnede hepimize bunu hissettirdi. Kısacası setteki herkes Abigail'in performansına hayran kaldı.”
Nim karakterinin aksiyon, macera ve limitsiz hayalgücü dolu büyüleyici yaşamını harika bulduğu için bu rolde oynamak istediğini belirten Abigail Breslin, sette geçirdiği günleri şu sözlerle anımsıyor:
“Daha önce hiç yapmadığım tarzda yepyeni bir roldü. Bol bol koşmak, çeşitli yerlere tırmanmak, hepsi çok eğlenceliydi. Kılıç kullanmaya bayıldım! Ayrıca su sahneleri için bol miktarda eğitim aldım. Suya nasıl dalınacağını, su altında nefesimi nasıl tutacağımı, hatta su altında nasıl bağıracağımı bile öğrendim. Aslında sandığınız kadar zor değil. Sadece ağzınızı açıyor ve bağırıyorsunuz. Ağzınıza bir damla bile su girmiyor.”
Abigail Breslin sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca Nim'in arkadaşlarını tanımak da çok ama çok eğlenceliydi. Deniz Aslanları, Pelikanlar… Hepsi harikaydı.”
Bugüne kadar hep büyük kentlerde yaşayan Abigail Breslin, dünyanın ücra köşesindeki tropik ada yaşamına uyum sağlamasını bildi. Genç oyuncunun fiziksel ve beyinsel açıdan dönüşüm geçirdiğini belirten Akrobasi Koordinatörü Glenn Ruehland, izlenimlerini şu sözlerle aktarıyor:
“Abigail'in bugüne kadarki yaşamının önemli bölümünün New York'ta geçtiğini düşünecek olursak, prodüksiyon süreci boyunca gerçek bir aksiyon kızına dönüşmesi çok önemliydi. Kendisinden istediğimiz hiçbir aksiyondan kaçmadı. Su altı eğitimi aldı, hatta 200 kiloluk Deniz Aslanlarıyla beraber suya bile girmekten çekinmedi. Aksiyon sahneleri için çok istekliydi. Küçük yaşına rağmen kendisine güveni tamdı. Ondaki gelişimi izlemek hepimiz için büyük keyif oldu.”
Nim'in Umudu: Macera romanları yazarı Alex Rover rolünde Jodie Foster
Nim kendisini yapayalnız ve adasının tehdit altında olduğunu hissedince ona yardımcı olacağından kesinlikle emin olduğu tek insanın yardımına başvurmaya karar verir. Bu kişi, çok sevdiği romanların korkusuz kahramanı Alex Rover'dır. Ancak gözüpek kahramanı Alex'in aslında San Fransisco'daki evinden aylarca sokağa bile çıkmaya korkan roman yazarı Alexandra Rover tarafından yaratıldığını anlayacaktır. Alexandra'nın görünmez mikroplar da dahil olmak üzere herşeyden korkan bir kişilik yapısı vardır. Yarattığı gözüpek kahramanın tam tersi kişiliktedir. Ancak Nim'in yardım çağrısını cevapsız bırakmak içinden gelmez. Aylarca evden çıkmayan Alexandra, bu küçük hayranının kim olduğunu anlamak için gittiği tropik adada küçük kızın sayesinde kendi içindeki kahramanı da keşfedecektir.
Alexandra rolü için film yapımcılarının aklında ilk günden beri hep Jodie Foster'ın ismi vardı. Oyuncu aramaya başladıkları günden itibaren hep onu düşünmüşlerdi ama oynamak isteyeceğine dair fazla umutları yoktu. Sonunda Jodie Foster ile bağlantı kurduklarında ilginç bir durumla karşılaştılar. Oscar ödüllü ünlü yıldız da senaryo taslağını okuduğu andan itibaren “Nim's Island”a hayran kalmıştı.
Bu durum karşısında şaşırdığını ve heyecanlandığını söyleyen Paula Mazur, duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Doğal olarak Jodie Foster ile komediyi aynı çizgide düşünemezsiniz. Ancak Jodie bu rolü gerçekten çok istedi. Kendisi film endüstrisinin en iyi kadın oyuncularından birisi olduğu için büyük ihtimalle kabul etmeyeceğini düşünüyorduk. Ancak evet demesiyle hayallerimiz gerçeğe dönüştü. Jodie'nin inanılmaz yeteneğinin devreye girmesi sonucunda filmin daha geniş izleyici kitlelerine ulaşacağını düşünmek hepimizi fazlasıyla heyecanlandırdı.”
Tıpkı Abigal Breslin gibi Jodie Foster da kariyerine çok küçük yaşta başlamış; henüz 14 yaşındayken oynadığı Martin Scorsese'in “Taxi Driver - Taksi Şoförü” adlı filmindeki performansıyla çok genç yaşta ilk Oscar adaylağını almıştı. Sonraki yıllarda film dünyasının en çok aranan dram oyuncularından birisi oldu. Aynı zamanda senaryo yazarlığı ve yönetmenlik de yaptı. “The Accused” ve “Silence of the Lambs - Kuzuların Sessizliği” adlı filmlerdeki kusursuz performanslarıyla iki Oscar ödülü ve sayısız başka ödüller kazandı. Böylesine güçlü kariyeri olan Jodie Foster gibi dev bir oyuncunun, filmdeki agorafobi korkusu olan macera romanları yazarı Alexandra Rover'ın portresini nasıl çizeceği merakla bekleniyordu.
Yönetmen / senaryo yazarı Mark Levin'in Jodie Foster'ın performansıyla ilgili yorumu şöyle: “Alexandra rolünü Jodie alınca daha iyisini hayal edemezdik. Performansı çok keyifliydi. Çünkü Jodie'yi bugüne kadarki filmlerinde hep daha sert ve dirençli görüntüleriyle izledik. Onu normalde komedi filmlerinde göremezsiniz. Agorafobisi olan, kendi içindeki çocuğu keşfetmeye çalışan kadın yazar rolü, aslında Jodie için de başlıbaşına bir keşif yolculuğu oldu. Komediye getirdiği hafiflik ve enerji boyutlarının son derece kaydadeğer olduğunu düşünüyorum.”
“Nim's Island”da anlatılan öykünün ruhunun en baştan beri kendisini cezbettiğini belirten Jodie Foster ise, filmle ilgili olarak şu yorumu getiriyor: “Bu filmde anlatılan öykü, kızlara -ve tabii erkeklere de esin kaynağı olacak, onları yepyeni maceralara çıkaracak, dünyayı anlamalarını ve deneyimlemelerini sağlayacak bir öyküdür. Nim karakteri kendi yaşamının kahramanı olmanın ne anlama geldiğini gösterir. Günümüzde çocuklara ve gençlere çoğunlukla macera ve tehlikeler konusunda pasif kalma gereği öğretilirken Nim karakterinin aktif yapısının dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Hangi yaşta olursa olsun insanların bunu hatırlamaya ihtiyacı var.”
Oscar ödüllü oyuncunun filmde oynadığı Alexandra karakteriyle ilgili yorumu ise şöyle: “Alexandra karakterinin topluma uyumsuz ve tuhaf davranışlarının kökeninde dokunaklı birşeylerin var olduğunu hissediyorum. Bugüne kadar korku üzerine birçok dramda oynadım. Bu yüzden Alexandra'nın kişilik yapısındaki birçok yönün korku unsurundan kaynaklandığını biliyorum. Ancak onun korkuları kimi zaman bilgisayarının üzerinde yürüyen bir örümcek, bazen omuzuna dokunan bir insan, hatta bazen sokağa çıkma korkusudur. Alexandra karakterinin havaalanına giderken, o güne kadar hiç tatmadığı egzotik yemekleri yerken ve alışkın olduğu herşeyi geride bırakırken ihtiyaç duyduğu içsel cesareti keşfetmek benim için son derece keyifli oldu.”
Filmin setlerinde Abigail Breslin ile çok iyi anlaştığını söyleyen Jodie Foster, küçük rol arkadaşıyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: “Abigail harika bir oyuncu… Onda kendi çocukluğumu çağrıştıran birçok yön buldum. Özellikle de küçük yaşına rağmen uzun süredir bu işi yapıyor olması, bana oyunculuğa başladığım ilk yıllarımı anımsattı. En gerçekçi şekilde nasıl oynanması gerektiğine dair doğuştan gelme önsezileri olan, stres yapmadan oynamayı bilen bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.”
Alexandra'nın yarattığı kahraman ve ikinci kimliği Alex Rover rolünde oynayan Gerard Butler ile de çok iyi anlaştığını ifade eden Jodie Foster, bu konuda şunları söylüyor:
“Korkularıyla bir bir yüzleşirken kendi yarattığı Alex Rover karakteriyle sürekli ileri-geri iletişim halinde olduğunu görürüz. Buna, kendi yarattığı karakterden destek almak da diyebiliriz. Şahsen ben Alex'i çok sevdim. Büyük bir karakter olduğunu düşünüyorum. Alex'i oynayan Gerard Butler bu role olağanüstü mizah boyutu kattı. Onunla çalışmak harikaydı.”
Nim'in Kahramanları: Jack ve Alex Rollerinde Gerard Butler
Hayalgücünüzü çalıştırarak olmak istediğiniz şekle bürünmenin gücü üzerine bir öykü olan “Nim's Island”da Gerard Butler iki rolde birden kamera karşısına geçti. Gerçek ile fantezinin ayrıştığı noktanın her iki yanında yer alan bu rollerden birisi, Nim'in bilim adamı babası Jack rolüydü. Diğeri ise, Nim'in kurtarılma umutlarını bağladığı cesur ve aslan yürekli hayali maceraperest Alex Rover karakteriydi.
“Nim's Island”ın yapımcıları başlangıçta bu roller için iki farklı aktör düşünmüştü. Ancak son dönemde “300 Spartalı” filminde oynadığı çelik gibi sert savaşçı rolüyle dikkat çeken; ardından “P.S. I Love You - Not: Seni Seviyorum” adlı romantik komedide Hilary Swank'a karşı başarılı performans ortaya koyan Gerard Butler'ın adı gündeme gelince her iki rolü de ona vererek cesurca bir yaklaşım sergilediler.
Mark Levin'in bu konudaki düşüncesi şöyle: “Gerard her iki rolü de kendisine vermemiz konusunda bize esin kaynağı oldu. Jack ve Alex rollerinin her ikisine de uygun olduğu konusunda bizi ikna etti. Aslında bu iki karakterin aynı paranın iki yüzü gibi olduğunu gösterecek karizmaya sahip olduğunu gördük. İki farklı karakteri oynaması sayesinde filmimize hikaye kitabı nitelikleri de eklenmiş oldu. Klasik öykülerde bir oyuncunun iki rolü birden oynaması gibi güçlü bir gelenek olduğunu biliyorduk. Örneğin `Peter Pan' adlı filmde bir aktör, hem Wendy'nin babasını, hem de Kaptan Hook'u oynamıştı.”
Oynadığı iki karakterin de kendine özgü bir hayat yolculuğu olduğunu belirten Gerard Butler, Jack ve Alex karakterleri hakkında şu gözlemleri yapıyor:
“Nim'in babası olan Jack, kalbi kırık bir deniz biyologudur. Plankton olarak bilinen deniz canlıları üzerine bilimsel araştırmalar yapar. İşinde çok başarılı olmakla beraber özel yaşamında sorunları ve zorlukları vardır. Özellikle kızıyla duygusal bağlantı kurmakta zorlanır. Alex Rover ise Indiana Jones özellikleri taşıyan klasik aksiyon kahramanı tipinde bir erkektir. Enerji ve tutku yüklü olağanüstü kahraman modelidir. Ancak aynı zamanda da, sadece başka insanların hayalinde yaşayan bir erkektir. Buradaki ilginç nokta ise, Alex Rover karakterinin, aslında Jodie Foster'ın oynadığı Alexandra'nın ikinci kimliği olmasıdır. Alexandra'nın daha cesur adımlar atması için ona destek veren hep Alex'tir.”
Nim'in Yaratıkları: Deniz Aslanları, Sakallı Dragonlar ve Pelikanlar
Alexandra hayatına katılıncaya kadar Nim'in esas arkadaşları hep hayvanlardır. Adadaki yakın dostları arasında Selki adlı deniz aslanı, Fred adlı sakallı dragon ve Galile adlı pelikan başı çeker.
“Nim's Island”da hayvan karakterlerin önemli yer tutması, bu sıradışı karakterlerin en iyi şekilde beyazperdede canlandırılması gibi büyük bir zorluğu beraberinde getirdi. Bu zorlu görevi, daha önce “Babe: Pig in the City” adlı filmdeki çalışmalarıyla adını duyuran hayvan eğitmenleri John Medlin ile Katie Brock üstlendi.
Nim'in hayvan dostları arasında en önemlisi hiç kuşkusuz Selkie adını verdiği deniz aslanıdır. Yaklaşık 200 kilo ağırlığında iri cüsseli bir deniz memelisi olan ve okyanusta yaşayan Selkie, Nim'in en sevdiği sadık arkadaşıdır. Film yapımcıları en uygun Selkie'yi bulmak için Avustralya'nın Queensland eyaletinde yer alan Altın Sahili'nde kurulu olan Sea World Australia adlı eğlence merkezinin yardımını istediler. Eğlence merkezi yetkilileri, Spud ve Friday adlı eğitimli iki deniz aslanını önerdiler. Bunların her ikisi de, yerel şovlarda gösteriler yapıyordu ve normal deniz aslanlarının bilmediği selam vermek, öpmek ve sarılmak gibi sıradışı hareketleri yapabilecek kadar iyi eğitimliydiler.
Hayvan eğitmeni Katie Brock, iki deniz aslanının nasıl eğitildiğini şu sözlerle açıklıyor: “Çekimler sırasında Spud ve Friday'in ikisiyle birden dönüşümlü olarak çalıştık. Birisinin çeşitli nedenlerden dolayı mevcut olmaması halinde diğeri çekimlere katıldı. İkisi de çok iyi eğitimli olduğu halde birkaç tane yeni film hilesi daha öğretmek durumunda kaldık. Karşımıza çıkan en büyük zorluk ise, Spud ve Friday'in bugüne kadar sadece eğitimcileriyle yakın ilişki halinde olması nedeniyle kameranın varlığına yabancılık çekmeleri oldu. Çevrelerini saran kameralar, ışıklar ve teknik ekiplerle çalışmaya alışmak zorunda kaldılar ki, bu deniz aslanlarının hiç alışkın olduğu bir durum değildi.”
Spud ve Friday'in öğrenmek zorunda olduğu önemli konuların başında Abigail Breslin ile uyumlu çalışmak vardı. Küçük oyuncunun bu iki deniz aslanıyla ilgili yorumu şöyle:
“Aslında onların ne kadar dev boyutlu olduğunu görünce ilk başta biraz çekindim. Tahmin ettiğimden çok daha büyüktüler. Ancak çok sevimli oldukları için korktuğumu söyleyemem. Onlarla oynadığım sahnelerde yapmam gerekenleri öğrenme süreci büyüleyiciydi. Hoşuma gitmeyen tek şey ise, onları ödül olarak balıkla beslerken balığın kokusunun hiç hoşuma gitmemesiydi.”
“Nim's Island”ın kadrosunda belki de en sıradışı hayvan karakteri, Nim'in Sakallı Dragonu Fred'di. Bir çeşit kertenkele olan bu egzotik hayvanın çene altında bir kese yer aldığı için ona sakallıymış görünümü veriyordu. Mistik çağrışım yapan isimlerine rağmen Sakallı Dragonlar, insanlarla iyi iletişim kurmayı başaran oldukça yumuşak başlı sürüngenlerdi. Film için tercih edilişinin sebebi de uysallığıydı.
Filmdeki Sakallı Dragon Fred rolü için Goblet, Steve, Crusher, Calico ve Alice adlı beş tane kertenkele görevlendiren hayvan eğitmeni John Medlin, “Bunların arasında en iyisi Steve olduğu için kamera karşısına en çok onu çıkarttık. Ancak fazla aktif davranmaya başladığı zaman Goblet'i, sonra Calico'yu, Alice'i, en son da Crusher'ı çıkarttık. Planımız buydu” diyor.
Filmde görev yapan beş kertenkeleden birisi olan Goblet, çekimler sırasında doğum yaparak 12 tane yavru dünyaya getirdi. Bunlar arasından ilk doğana “Nim”, ikinci doğana ise “Abigail” ismi verildi.
Filmin kadrosunu tamamlayan hayvanlar arasında birkaç tane de pelikan vardı. Büyük gagalarıyla dikkat eden ünlü deniz kuşları, Nim'in mesaj taşıyıcı arkadaşı Galile rolünü üstlendiler. Sea World Australia'dan sağlanan pelikanların uçuş eğitimleri orada yapılmıştı. Film için yapılan ekstra eğitime de olumlu cevap vererek balık ödüllerini hak ettiler.
Yapımcı Paula Mazur'un pelikanlarla ilgili yorumu şöyle: “Pelikanlar oldukça tuhaftı. Pelikanlar arasından tercih yaptığımız seans da bugüne kadar hayatımda gördüğüm en tuhaf seçme oldu. Biz büyük bir dairenin tam ortasında durduk. Pelikanlar çevremizde toplandı. Aralarından en beğendiklerimizi seçerek filmin kadrosuna aldık.”
Nim'in dünyasında görülen hayvanların büyük kısmı gerçek hayvanlardır. Buna karşılık aralarında deniz kaplumbağalarının da bulunduğu bazıları “animatronik” adı verilen canlandırma tekniğiyle hazırlandı. Gerçek deniz kaplumbağası kullanılmayışının sebebi ise, bunların dünya üzerinde çok az kalmış olması ve nesillerinin tehdit altında olmasıydı.
Animatronik süpervizörü John Cox, deniz kaplumbağalarıyla ilgili çalışmayı nasıl yaptığını şu sözlerle açıklıyor: “Film için animatronik deniz kaplumbağalarını yaratırken kaplumbağa biyolojisi konusunda mini uzman kesildim. Sea World'deki gerçek deniz kaplumbağalarının olduğu bölgeyi ziyaret ederek bol miktarda fotoğraf çektik ve ölçülerini aldık. Sonra da boyutlarıyla kabuklarının detaylarını keşfe çıktık. Bizim animatronik deniz kaplumbağalarının hareketlerini bu verilere göre inşa ettik.”
Nim'in Dünyası: Tasarımlar
“Nim's Island”ın konusunun büyük bölümü uzak bir adada geçer. Burada hem doğal çevre, hem de Nim karakterinin limitsiz hayal gücü sözkonusudur. Okyanusun ortasında bir adada yaşayan Nim'in hayatındaki tehlike ve güzellikleri kapsayacak bir mekan bulmak isteyen film yapımcıları, dünyanın öbür ucu olarak bilinen Avustralya'ya bir yolculuk yaptılar. Burası, bereketli yağmur ormanları, altın sahilleri ve görkemli mercan kayalıklarıyla çok büyük bir kıta ve ada ülkesiydi.
Yapımcı Paula Mazur, “Neden Avustralya?” sorusunu şu sözlerle yanıtlıyor: “Gerçek anlamda tropik çevreye ihtiyacımız vardı. Aynı zamanda film çekimi için gerekli güçlü altyapının da sağlanacağı bir yer olmalıydı. `Dünyanın en güzel adası!' tanımlamasına uygun düşecek bir yer arıyorduk. Sonunda aradığımız herşeyi ve daha fazlasını Avustralya'da bulduk.”
Filmin çekimlerinin büyük bölümü, Queensland eyaletinin altın kumlu plajlarıyla ünlü Altın Sahili'nde gerçekleştirildi. Bu bölgede film çekim stüdyolarının da var olması nedeniyle deniz aslanlarının dev su tankları içinde emniyet altında tutulması sağlandı. Ayrıca Jack ile Nim'in yaşadığı ağaç evi de bu stüdyolarda özel olarak inşa edildi. Bunların yanısıra Aborjinlerin vatanı olarak bilinen ve bugün Avustralya Ulusal Parkı niteliği taşıyan Hinchinbrook Adasında da çekimler yapıldı. Bu ada, görkemli ormanları, altın kumlu sahilleri ve hindistan cevizi ağaçlı kıyılarıyla Nim'in cennet adası oldu.
Mark Levin ve Jennifer Flackett, filmin tasarımları için üç büyük sanatçıyla işbirliği yaptılar. Filmin görüntü yönetmenliğini, Jane Campion'un konusu Yeni Zelanda'da geçen “The Piano” adlı filmdeki lirik çalışmasıyla Oscar adaylığı kazanan Stuart Dryburgh üstlendi. Prodüksiyon tasarımlarını, geçtiğimiz yılın olay komedisi Wedding Crashers'in yanısıra “X-Men: Wolverine” adlı filmde de aynı görevi yapan Barry Robison hayata geçirdi. Kostüm tasarımlarını ise, Woody Allen imzalı periyod draması “Bullets Over Broadway”deki çalışmasıyla Oscar adaylığı alan Jeffrey Kurland hazırladı.
Görüntü yönetmeni Stuart Dryburgh'un karşılaştığı zorluklardan birisi, gerçek yağmur ormanlarında yapılan çekimlerle stüdyo çekimleri arasında uyumlu dengeyi tutturmak oldu. Özellikle stüdyo ortamında çekilen ağaç ev sahnelerinde bu zorluğu hissettiğini belirten Dryburgh, bu zorluğu nasıl aştığını şöyle anlatıyor:
“Gerçek yağmur ormanlarıyla stüdyoda kurulan ağaç ev arasında dış koşullar açısından büyük farklar vardı. Yağmur ormanlarının atmosferinde sürekli su buharı olması nedeniyle bitkiler üzerinde sanki her an ıslaklık varmış gibi bir duygu oluşuyordu. Aynısını stüdyo ortamında sağlayabilmek için ağaç evin çatısına son derece karmaşık yapılı bir düzenek yerleştirdik. Bunu tropikal bitkilerin yetiştirildiği büyük seraların üstüne kaplanan çok özel düzeneklere benzetebiliriz.”
Görüntü yönetmeni Stuart Dryburgh filmdeki favori sahnesini şu sözlerle dile getiriyor: “Aslında favori sahnelerim çok fazla ama Nim'in teknede yolculuk yaptığı sahneyi ayrı bir keyifle çektim. Bu sahnede Nim, babasının teknesinin ön tarafında ayakta duruyordu. Tekneleriyle açıkta duran erzak gemisine doğru gidiyorlardı. Babası Jack'in kullandığı tekne ilerlerken arka planda birbirinden güzel adalar vardı. Güneşin pırıl pırıl parladığı bu sahne, gerçekten büyüleyici bir sahne oldu.”
Prodüksiyon tasarımcısı Barry Robison ise, “gerçekçilik ama rüya gibi gerçekçilik” adını verdiği ve filmin ana setlerine hakim olan stili yakalayabilmek için Dryburgh ile omuz omuza çalıştı. Nim'in adadaki ağaç evi ile Alexandra'nın San Francisco'daki çevreden izole edilmiş evi arasındaki kontrastları vurgulayabilmek için geniş kapsamlı gözlem ve araştırma yaptı.
Barry Robison'un kurarken en büyük keyif aldığı setler arasında Jack ve Nim'in yaşadığı ağaç ev stilindeki ev ile laboratuvar setleri başı çekiyordu. Bu ağaç evi oluştururken çocukluk hayallerinden yola çıktığını söyleyen Robison, “Sanırım hepimizin çocukluğunda Nim'inki gibi bir ağaç evde yaşama hayali vardır. Böylesine büyüleyici bir evi yaratmak gerçek bir keyif oldu” diyor.
Prodüksiyon tasarımcısı Barry Robison aslında bu evi, Hinchinbrook Adasındaki gerçek yağmur ormanındaki gerçek bir ağacın üzerinde inşa etmek istiyordu. Bunu başarabilseydi “Nim's Island”ın dış mekan çekimlerinin büyük kısmı da yağmur ormanlarında yapılmış olacaktı. Ancak planlarını suya düşüren büyük bir engel çıktı: Hayvanlar…
Nim'in yakın arkadaşları olan deniz aslanlarının güvenliği için mutlaka stüdyo ortamında tutulması gerektiğini öğrenince ağaç evi de stüdyo ortamında kurmaya karar verdi. Kendi teatrik altyapısını da kullanmak suretiyle dış dünyanın vahşi güzelliklerini iç mekan setlerinde yaratmayı düşündü. Sonuçta görüntü yönetmeni Stuart Dryburgh'un katkılarıyla ağaç evi sanki gerçek yağmur ormanının içindeymiş gibi sunmayı başardı. Ağaç evi hayata geçirirken dayanıklı bambu malzeme ve plastik malzeme kullandı.
Robison'un aynı derecede zorlandığı bir başka önemli set ise, Alexandra Rover'ın yaşadığı San Francisco'daki Victoria tarzı ev seti oldu. Burası, dünyanın en popüler macera romanları yazarının kendisini dış dünyadan gizlediği yerdi. Kendisine çok büyük ve ürkütücü gelen dış dünya ile bağlantısını koparacak tarzda bir yaşam sürüyordu.
Prodüksiyon tasarımcısı Barry Robison, Alexandra'nın evini tasarlarken nasıl bir yaklaşım sergilediğini şu sözlerle açıklıyor: “Klostrofobik ve kaotik bir kentte yaşayan Alexandra bu evi her türlü karmaşadan uzak durduğu çölde bir vaha gibi görür. Kendisini dış dünyadan öylesine soyutlamıştır ki, kapıyı açıp dışarı çıktığında arka planda Golden Gate Köprüsünü ve San Francisco kentini görünce bastırılmış bir perspektif hissederiz. Bunlar onun ne kadar zorlu bir mücadeleye hazırlandığını gösterir.”
Alexandra'nın evinin içini döşemeye başlayan tasarım ekipleri, evin her köşesine dünyanın çeşitli ülkelerinden getirilmiş objeler yerleştirdiler. Yapımcı Paula Mazur bu eşyaların önemini şu sözlerle açıklıyor: “Alexandra'nın evinde dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş objelere bakınca bu kadının evini terk etmeye bile gerek duymadan dünyaya açık bir yaşam sürmeye çalıştığını anlıyoruz. Bu duygu Jodie Foster için de çok önemliydi.”
Bu duygu aynı zamanda Mark Levin ve Jennifer Flackett için de önemliydi. Filmin tasarımları ve oyuncu performansları açısından en iyi sonucu aldıklarını belirten Mark Levin, “Nim's Island” projesiyle ilgili düşüncelerini şu sözlerle özetliyor:
“Bu güzel yeri ve bu harika öyküyü yaratmak için herkes birlikte çalıştı. Hepimizin ortak amacı, Wendy Orr'un kitabındaki dünyaya bakışın en iyi şekilde yansıtılmasıydı. Bence, `Nim's Island' insanların kendi hayal gücüne kaçışını sağlayabilecek bir film oldu. İnsanlar bu filmi izleyince kendilerini daha önce hiç görmedikleri yerlerde bulacaklar. Tamamen orijinal bir deneyim oldu.”
|
||||||
Aloha Sinema Site Haritası ve RSS Servisleri
|
||||||||