Skip to content

Can Bonomo ve Şaşkın videosu


Can Bonomo – "Şaşkın" ile musicplay

Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi bu yıl Can Bonomo’nun temsil edeceğinin açıklanmasıyla birlikte “Kimdir bu Can Bonomo?” tartışması gündeme geldi. Genç şarkıcının adını ilk defa duyanlarla daha önce duymuş olanların tartışması giderek alevlenirken müzik otoriteleri de devreye girerek çeşitli yorumlar yaptılar. Bu arada Can Bonomo da televizyon kanallarına çıkarak kendi tanıtımını yapmaya çalıştı.

Can Bonomo’nun 2010 yılında yayınlanan “Meczup” adlı CD’sinde yorumladığı “Şaşkın” adlı şarkının video klibini izleyerek siz de bu genç şarkıcının müziğini yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz. Bakalım sizin yorumunuz nasıl olacak?

Bir Avuç Deniz ödüle doymuyor

Bir Avuç Deniz

Engin Altan Düzyatan ve Berrak Tüzünataç’ın başrolünü oynadığı “Bir Avuç Deniz” filmi yurtdışından yine ödülle döndü.

Leyla Yılmaz’ın yönettiği film, Los Angeles Movie Awards’ten uzun metraj drama dalında En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Sanat Yönetmenliği dalında 3 ödül birden kazandı. Engin Altan Düzyatan, filmde canlandırdığı “Mert” karakteriyle “yakışıklı prens” klişesini yerle bir etmiş, “sığ, tutarsız, ikiyüzlü” bir “Beyaz Türk”ü perdelere başarıyla yansıtmıştı. Bir Avuç Deniz, geçen aylarda New York’tan da En İyi Film dahil 4 ödülle dönmüştü.

Filmin Konusu: Mert Amerika’da okulunu bitirmiş ve büyük bir şirkete yönetici olarak atanmıştır. Yakın dostları Aylin ve Bora ile birlikte bir tekne turuna çıkarlar. Bodrum’a geldiklerinde Mert’in sevgilisi Dilek de ekibe katılır. Dilek ve Mert herkesin beğendiği ideal bir çifttir ama Mert’in hayatına birden Deniz girer. Tutarlı ve düzenli Mert, Dilek’i unutup Deniz’e tutulur.

Zenne filmini 17 bin 500 seyirci izledi

Zenne

M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın gerçek öykülerden ve kişilerden esinlenelerek çektiği, başrollerini Kerem Can, Erkan Avcı ve Giovanni Arvaneh’nin paylaştığı film, 49 kopyayla gösterildiği sinemalarda 208 bin 300 lira hasılat elde etti. Filmin geçen pazar başrol oyuncusu Erkan Avcı’nın memleketi Diyarbakır’da yapılan galası da büyük ilgi gördü. Tüm biletlerin tükendiği özel gösteri sonunda hem film tartışıldı, hem de Erkan Avcı’nın ailesiyle duygusal anlar yaşandı.
Öte yandan, “Çizmeli Kedi”nin 137 bin 455 seyirciyle en çok izlenen film olduğu Box Office listesinde “Sümela’nın Şifresi” filmi 1 milyon 257 bin 533 seyirciyle ikinci sırada, “Kurtuluş Son Durak” ise 255 bin 116 seyirciyle üçüncü sırada yer aldı.

Zenne filmi hakkında bilmek istediğiniz herşey >>>

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi BağlardıEleştiri: Ebru Altın

Eğlenceli bir isim, eğlenceli bir kapak tasarımı… Süpermen’in pelerinini sürekli Clark Kent’in üzerinde görmeye alışkın olduğumuz için olsa gerek, çamaşır ipine asılı bir pelerin kocaman bir tebessüm bırakıyor yüzümde… Gülümseme için yer arayan ben, o malum ifadeyi yerleştirerek, başlıyorum sayfalar arasında dolaşmaya…

Kitabın sayfalarını yavaş yavaş çevirirken Cemal Süreyya’nın dizeleri çarpıyor gözüme… Hayat Kısa, Kuşlar Uçuyor! Ne de doğru bir söz. Çoğu zaman farkında olamasak da evet Cemal Süreyya’nın da dediği gibi hayat kısa, kuşlar uçuyor… İnsanlar bir yerlerden bir yerlere göç ediyorlar, belki de ilelebet bizi terkediyorlar. Peki biz ne yapıyoruz? Koskoca bir hiç!

Ahmet Şerif İzgören ismine önceleri sosyal paylaşım sitelerinde yayınlanan videoları aracılığıyla denk geliyordum. Sonraki tanışmam ise Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır kitabıyla olmuştu. Akabininde ise diğer kitaplarını birer ikişer büyük bir keyifle okumaya başladım. Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı’da bunlardan birisiydi işte…

Kendi hayatını yaşayamayan insanlar çocuklarının hayatını yaşarlar. Süpermen Türk olsaydı pelerinini kesin annesi bağlardı diye de ekliyor yazar. “Birde uçarken bağırırdı. Varınca çaldır oğlum.” Ehh doğruluk payı da yok değil hani…

Kitap girişimcilik, iş kalitesi, dürüstlük, yurt sevgisi ve hoşgörü üzerine odaklanarak, çeşitli örneklerle tasvir edilmiş. Anlatımı oldukça akıcı. Adeta karşınızda bir arkadaşınız varda sohbet ediyormuşçasına o büyülü anın etkisine kendinizi kaptırıveriyorsunuz. Ondan sonrasında ise bütün iş okuduklarınızı hazmetmenize ve kendinize bir yol çizmenize kalıyor. Hepsi bu kadar!

PS: Bu arada bu kitapları okumam çok iyi oldu. Zira uğurböceklerinden belki bu kitaplar olmasaydı haberim dahi olmayacaktı. Kimbilir belki ilerleyen süreçte bende bir uğurböceği olmaya hak kazanırım, belli mi olur:))

Toprak Grubu Burçları – Boğa Başak Oğlak

Toprak Grubu Burçları - Boğa Başak Oğlak

Toprak Grubu Burçları denilince zodyaktaki 12 burçtan üçü sözkonusudur. Bunlar sırasıyla Boğa Burcu, Başak Burcu ve Oğlak Burcudur. Bu üç burç birbirine benzer özellikleriyle diğer gruplardan farklı özellikler taşır. Su Grubu, Ateş Grubu ve Hava Grubuna hiçbir açıdan benzerlik göstermez.

Toprak burçları genel anlamda sağlam karakterli ve güvenilir olur. Özellikle işle ilgili konularda üretken, detaycı, yapıcı olduklarını ve başarılara imza attıklarını görürüz. Sabırlı ve analizci yapılarıyla ön plana çıkmasını bilirler.

Sadakat onlar için en önemli kavramdır. Sabit fikirli ve değişime kapalıdırlar. Prensip sahibidirler ve prensiplerinden kolay kolay ödün vermek istemezler. Bir işe kalkıştıkları zaman mutlaka sebat eder, ne yapar eder sonuna kadar çaba harcarlar. Sık sık mekan değişikliği yapmak onlara göre değildir. Sevdiklerine ve alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Azimli ve hırslıdırlar. Sorumluluk sahibi ve gerçekçidirler. Detaylar onlar için önemlidir. Titiz ve tutumlu bir karakter çizerler.

Pratik zekaları gelişmiştir. Karşılaştıkları fırsatları iyi bir şekilde değerlendirebilir ve başarılı sonuçlar elde edebilirler. Dengeli ve mantıklıdırlar. Sevdiklerine ve dostlarına çok bağlıdırlar ve uzun süreli arkadaşlıklardan hoşlanırlar. İradelidirler ve aldıkları kararı sonuna kadar uygular ve asla vazgeçmezler. Kincidirler ve kolay kolay affedici olamazlar. Duygusal ve hassas bir yapıları vardır. Olaylar karşısında tedbirli ve hayat görüşü olarak tutucudurlar.

Gelenek ve göreneklerine derinden bağlıdırlar. Uzun vadeli işlerden ve ilişkilerden hoşlanırlar ve hayatlarına kabul ettikleri bir şeyden kolay kolay vazgeçmezler. Lükse ve hayatın güzelliklerine karşı aşırı bir düşkünlükleri vardır. İnce ruhlu ve anlayışlıdırlar. Emin adımlarla hareket etmekten hoşlanırlar. Çalışkan ve düzenlidirler. Hayatta her şeye çalışarak sahip olurlar. Munis ve sakin bir yapıları vardır, fakat kızgınlıkları kuvvetli bir şekilde ortaya çıkar.

Bakımlı ve temiz olmak onlar için çok önemlidir. Sağlığa düşkünlükleri nedeniyle, zaman zaman hastalık hastası sayılabilecek derecede hassas olurlar. Oldukça tertipli ve dakiktirler. Zamanı iyi kullanır ve boşa zaman ve emek harcamaktan hoşlanmazlar.

Toplum içinde itibar sahibi olmak onlar için önemlidir. Sevgiye ve saygıya fazlasıyla önem verirler, fakat kendilerini ifade ederken sıkıntı duyarlar. Duygusal olmalarına rağmen duygularını çok fazla dışarıya vuramazlar.

Aile bağları oldukça kuvvetlidir. Fedakarlıktan kaçınmazlar ve yardımseverdirler. Toplum içinde güvenilir olmalarıyla tanınırlar. Yalandan ve riyadan hoşlanmazlar. Ani değişimler onları rahatsız eder. Adapte olmakta zorluk çekebilirler. Bir fikrin en ateşli savunucusu olabilirler. Bir şeyi kolay benimseyemez fakat benimsedikten sonra da kolay kolay vazgeçmezler. Hayatta sahip oldukları her şeyle sıkı bağlar kurarlar. Köklü ve sağlam ilişkiler toprak burçları için vazgeçilmezdir.

Nostradamus Türkiye Kehaneti: Deprem ve Savaş

Nostradamus Türkiye Kehaneti: Deprem ve SavaşNostradamus kehanetlerinde Güney Asya’dan sonra Türkiye’de deprem olacağını yazmıştı. İngiliz uzmanlar, Nostradamus’un Yüzyıllar adlı kitabının üçüncü cildini şöyle yorumluyor: Endonezya depremleri sonrası Yunanistan ve Türkiye’de karışıklık (yer sarsıntıları) olacak.

Fransız uzman Fontbrune ise karşı: O ciltteki kehanet Gölcük depremiydi. Yeni deprem yok. Nostradamus’un haber verdiği depremin 1999′da olduğunu iddia edenlerin yanı sıra kimilerine göre büyük bir deprem daha bekleniyor.

Astrolojiden faydalanarak kehanetlerinde kesin zamanlama verileri kullanan ilk kahin Nostradamus, öngörülerinde Türkiye’ye de yer ayırıyor. Türkiye ile ünlü kahinin iki kehaneti bulunuyor: Deprem ve savaş…

Fransız şifre çözücü Jean-Charles De Fontbrune’ye göre, Türkiye ilk olarak ikinci cildin 52′nci dörtlüğünde geçiyor: Atina ile savaş Geceler boyunca yeryüzü sallanacak, Sonraki baharda iki kez daha olacak Korent, Efes boğulacak denizde Yiğit şampiyonlar savaşa girecek. Üçüncü satırdaki Korint Yunanistan’ı, Efes ise bazılarına göre İzmir’i bazılarına göre Türkiye’yi temsil ediyor.

Fontbrune’ye göre, ilk satırda bahsedilen depremler Güney Asya’da oluyor. Depremler ’sonraki bahar’da da devam ediyor. Bu tarihin 2005 ya da 2007 olduğuna inanılıyor. Fontbrune’un ismini veremediği bir ülke iki deniz (Ege ve Karadeniz) arasından geçerek Yunanistan ve Türkiye’ye karşı yola çıkacak.

Ardından iki ülke askeri savaşa girecek Türkiye ile ilgili ikinci kehanet üçüncü cildin üçüncü dörtlüğünde geçiyor: Mars, Merkür ve Ay biraraya gelecek, Güney’de korkunç bir kuraklık görülecek Asya’nın dibindeki toprak sarsılacak Korent ve Efes’te karışıklık…

Güney Asya’daki 26 Aralık ve 28 Mart depremleri sonrası İngiliz bilimadamları bu dörtlükteki üç satırı ‘Endonezya depremleri’ni temsil ettiğini açıklamış ancak ‘Yunanistan ve Türkiye’de karışıklık’ satırını yorumlamamıştı. İnternetteki bazı kaynaklar Güney Asya depremleri sonrası Türkiye’de yeni bir depreme neden olabileceğini öne sürerken, Fransız Fontbrune dördüncü satırın Gölcük depremini temsil ettiğini söylüyor. Çünkü Gölcük depreminden 6 gün önce birinci satırda geçtiği gibi güneş tutulması yaşanmıştı.

Ve Türkiye’nin geçtiği son dörtlük, beşinci cildin 25′inci dörtlüğü Mars, Güneş, Venüs Arslan burcunda, Arap prensi, kilisenin egemenliğini denizde yenecek. İran’da bir milyondan fazla insan birleşecek. Gerçek yılan Türkiye ve Mısır’a saldıracak Fontbrune’a göre “Gerçek yılan” Asyalı bir ejderhayı yani Çin’i anlatıyor. Bir milyondan fazla insan (asker) İran’da toplandığında Çin, Türkiye’ye ve Mısır’a saldıracak. ‘Arap Prens’ ifadesiyle, Ortadoğu yoluyla Asya’dan Avrupa’ya ilerleyen, orduları milyonlarla sayılan dev bir güç kastediliyor. Bu savaş tarihi ise Nostradamus’un takvimine göre 15 Ağustos 2015.

Nostradamus 21. Yüzyıl Yorumları

Nostradamus 21. Yüzyıl Yorumları

Nostradamus, ilk bilgileri dedesinden öğrenmiştir. Yunanca, Latince, İbranice ve Copernicus teorilerini içeren astronomi-astroloji bilgileriyle büyümüştür. Avignon ve Montpellier üniversitelerinde eğitim almış ve tıp alanında uzmanlaşarak doktor olmuş, kariyer yapmak yerine sokak sokak dolaşarak hastaları tedavi etmiştir. O sıralarda yaygın olan veba hastalığı üzerinde alışılmamış yöntemler kullanarak adını duyurmuştur.

Nostradamus, yaşadığı dönemde doktor olarak adını duyurduğu gibi, parfüm ve reçelleriyle de ün kazanmış biridir fakat asıl şöhretini kehanetleriyle elde etmiştir. Kehanetlerinin bir kısmı daha yaşadığı dönemlerde gerçekleşen Nostradamus, özellikle Kraliçe Catherine de Medicisi için özel incelemeler yapar. Üstelik kraliyet ailesinin kötü bile olsa geleceğiyle ilgili söyledikleri ön gördüğü biçimde aynen gerçekleşir. Bunun üzerine Kraliçe tarafından ödüllendirilir. Böylece daha yaşarken hem büyük bir ün hem de servet kazanır.

Nostradamus, kendi ölümünü de 141. kehanet olarak şöyle yazar;

‘‘Kralın armağanını aldıktan sonra / Bir saray dönüşü, verecek son soluğunu / En sevgili dostları, yakınları yatağının / Ve sedirin başında, ölmüş bulacaklar onu.’’

Gut romatizması ve su toplaması nedeniyle durumu ağırlaşan Nostradamus, 1 Temmuz 1566 gecesi kendisine “İyi geceler” diyen bir papaza şu cevabı verir: “Bu son gecem. Sabaha ölmüş olacağım.”

Ölümünden bir gece önce papaza söylediği gibi aynı biçimde 1 Temmuz 1566 gecesi 62 yaşındayken ölür.

21. Yüzyıl: Kova Çağı

‘‘İlahi eylem yeri ve göğü içeren maddeyi verecek,

Mistik eyleme okült altın akacak.

Vücut, ruh ve zihin hepsi birden güçlüdür.

Herşey gökyüzündeki taht gibi ayaklarının altındadır.’’

Bu dörtlüğün yorumunu ayrıntılarıyla yapmaya kalkarsak küçük bir kitap olabilir. Ancak, kısaca Kova Çağı’nın bütün özelliklerini sembolik bir ifadeyle anlatıyor, diyebiliriz. Yani eski bilgilerin bütün olarak değişmesi, Balık Çağı’nın kör inançları döneminin tamamen kapanıp bilimsel bir bakış açısının hakim olması sözkonusu. Bu demektir ki, köklü ve büyük değişimler dönemine giriyoruz. 2000, Balık Çağı’nın yani kör inançların bittiği tarih. Ancak, 1950-2050 arası Balık-Kova Çağlarının içiçe geçtiği bir dönem. Bu da şu anda büyük bir kaos içinde olduğumuzu ancak 2050′den itibaren bilimin altın çağını yaşamaya başlayacağımızı gösteriyor.

Balık çorbası içerken düşüncelere kaşık sallamak…

Balık Çorbası - Elma YayınlarıKitap Eleştirisi: Ebru Altın

Büyük ya da küçük olsun insanlar yaşam döngüsü içerisinde kah bilinçli kah istemdışı ne kadar da çok beklenti içerisine giriyor değil mi? En yapmıyorum diyen insan dahi kimi zaman kendi hayatında, kimi zamanda çocuğu üzerinde yapıyor bunu…

Bu davranış ne kadar doğru tartışılır elbette. Ancak durum böyle olunca, istek ve beklentiler de otomatik olarak hayat içerisinde sürekli birbiriyle yarış yapmak durumunda kalıyor.

Şu şöyle olsun, bunu şöyle yapalım, ee hazır düşünmüşken gel oturup bir de çocuğumuzu düşleyelim falan feşmekan… Biri ısrarla kız olsun der, diğeri tam tersi erkek olsunda ne olursa olsun… Tabii düş kuruluyorsa beklentilerin devreye girmesi de kaçınılmazdır. Herkes birşey bekler, birşey ister. Ancak şartlar bunu gerçekleştirmenize ya onay verir, ya da vermez…

Balık Çorbası… Şimdi o da nereden çıktı diyorsunuz değil mi? Aslında tüm bu satırları kurduran bana, biraz da bu kitap oldu diyebilirim. Bilimkurgu kitaplarını en iyi şekilde kaleme alan Ursula K. Le Guin’in sihirli kaleminden yazıya dökülen bu kitabı bana Elma Yayınevi’nden Gül Hanım dün gönderdi. Tabii okunmak üzere sırasını bekleyen diğer kitaplarla birlikte…

Sözkonusu bir kitap olunca doğal olarak dayanamadım ve sayfaların arasında seyr-ü sefa yaparken buldum kendimi. Bir de baktım ki hemencecik bitivermiş. Doyamadım, tekrar okudum.

Derelerin tepelerin var olduğu tamamen pastoral olarak nitelendirilebilecek bir ortam. Ortama konuk olanlar ise düşünen adam ve yazan kadın. Biri Mohalı diğeri ise Maholu…

Adam düşünmekten, kadın ise yazdığı kitapları ciltlemekten yorulduğu zamanlarda, birbirlerinde buluşurlar. Sohbet ettikleri yer ise bir balık çorbası tenceresinin başı olur çoğunlukla…

Yaşamları ve hayata bakışları birbirinden çok farklı iki arkadaştır aslında onlar. Mohalı adam ne kadar titizse, Maholu kadın tam tersi bir o kadar dağınık. Adamın bahçesinde temiz bir inek varken, kadının evinde ise uçuşan kaçışan fareler ve kediler…

Sık sık biraraya gelip, balık çorbası içerlerken uçan düşüncelere de kaşık sallamayı ihmal etmezler. İşte öyle bir günde düşünen adam çocuğumuz olsun der, yazan kadına. Kadın ilk etapta oralı olmaz, savuşturuverir bu düşünceyi. Savuşturur savuşturmasına ama iki tane de çocuk belirir bir süre sonra…

Kadın balık tutmaya gönderebileceği bir erkek çocuk isterken, erkek böyle düşüncelere kapılmadan sadece bir kız ister. Erkek çocuk olta takımlarıyla şekillenirken, kız sadece bir çift ayakkabı, çorap ve kırmızı bir elbiden ibaret olur.

Düşünen adam ve yazan kadın birbirinden ne kadar farklıysa, düşünceler sonrasında ortaya çıkan çocukları da bir o kadar farklı olur. Nedir peki bu iki çocuğu birbirinden ayıran şey? Beklentiler mi yoksa başka birşey mi?

İşte böyle bir masal Balık Çorbası… 8+ ibaresi olmuş olmasına rağmen yetişkin bir insanında okuması gereken kitaplardan birisi kısacası. Okuyun, okutun… Emin olun pişman olmazsınız…

Balık Çorbası

Yayıncı: Elma Yayınevi
Yazar: Ursula K. Le Guin
Çeviren: Kemal Atakay
Resimleyen: Vicdan İleri

21. Yüzyılın Teyze’si: Şebnem Bozoklu

21. Yüzyılın Teyze'si: Şebnem Bozoklu

Ümit Ünal’ın yeniden çekeceği ‘Teyzem’de daha önce Müjde Ar’ın canlandırdığı Üftade rolünü bu kez Şebnem Bozoklu canlandıracak.

Ümit Ünal, 1986 yılında Milliyet Gazetesi Senaryo Yarışması’nda birincilik ödülü kazandıran Halit Refiğ imzalı ‘Teyzem’ filmini yeniden çekmeye karar verdiğini daha önce açıklamıştı.

Müjde Ar’la hayat bulan Üftade rolü bu kez Şebnem Bozoklu’nun olacak. Bozoklu heyecanını Twitter’da şöyle paylaştı: “Çok sevdiğim ‘Teyzem’ filmini, 18 yaşındayken yazan Ümit Ünal, yıllar sonra kendi çekiyor ve ben Üftade oluyorum.”

Milliyet gazetesinin haberine göre, Müje Ar ise “Teyzem Ünal’ın senaryosu, zaten kendi teyzesinin hikâyesi… İstediğini yapar” dedi.

Türk sinemasının en iyi senaryolarından birine sahip ‘Teyzem’in konusu şöyle: Üftade annesi ve üvey babasıyla sıradan bir hayat sürmektedir. Bir gün yıllar önce evden gitmiş olan ablası oğlu Umur’la kapılarını çalar. Umur’la Üftade çok içten bir bağ kurarlar. Gelişen olaylarla Üftade’nin bambaşka bir yüzü ortaya çıkar.

Doların yükseliş trendi devam ediyor

Doların yükseliş trendi devam ediyor

Merkez Bankası’nın döviz satım ihalesinde satış tutarının düşük olması sonrası dolar 1,90′a çıktı.

Merkez Bankası, tutarı en fazla 1.35 milyar dolar olarak belirlediği döviz satım ihalesinde, azami tutarın oldukça altında 50 milyon dolarlık satış gerçekleştirmesinin ardından dolar / TL sert yükselerek yeniden 1.90 sınırını geçti.

İhale sonrasında dolar / TL 1,8834′ten 1,9010 liraya kadar çıktı. Dolar daha önce 1,9060 ile TL karşısında rekor kırmıştı. Yıl sonu nedeniyle oluşan yerli kurumsal talep doların yükselmesine neden oluyor.

İhalede oluşan en yüksek, en düşük ve ortalama fiyatlar sırasıyla 1,8815, 1,8811 ve 1,8811 lira oldu. İhaleye 1.008 milyar dolarlık teklif geldi.

Merkez Bankası’nın döviz satım ihalelerine başladığı 5 Ağustos’tan bu yana sattığı tutar ise 10.11 milyar dolara ulaştı. Merkez Bankası 23-27 Aralık’ta ihaleler yoluyla satılacak toplam azami döviz tutarını 1.7 milyar dolar olarak belirlemişti. TCMB, 27-28 Aralık için belirlenecek tutarı ise saat 15.00′te açıklayacak.